Müzik dünyayı değiştirebilir mi?

Geçen hafta İstanbul’da bir konser veren Patti Smith’e başlıktaki soruyu sordum. Onun kuşağı müzikle dünyayı değiştirmişti, bizim için hâlâ umut var mı merak ettim

Patti Smith Zorlu PSM sahnesinde bir konser vermek için İstanbul’daydı. Basın toplantısında iki soru sorma fırsatım oldu. Biri müzik endüstrisiyle ilgiliydi. Müziğin ve endüstrinin geleceği hakkında bir yorum istedim.

“Yeni kuşak, müziği nasıl dinleyeceğine kendi karar verir. Ben ne endüstriyle ne de kariyer yapmakla ilgilendim. Kariyer yapmaya karşı değilim ama benim ilgi alanımda değildi” diye yanıtladı.

Kendisi hiç müzik stream etmemiş. “Stream’i anlamıyorum” dedi. Artık plak da dinlemediğini, sadece CD’lerini dinlediğini itiraf etti. Yeni neslin plak merakını olumlu buluyormuş. “Gençler Hendrix’in, Neil Young’ın plakta nasıl tınladığını merak ediyor” diye konuştu.

“Özgür seçimler için mücadele etmelisiniz”Müzik dünyayı değiştirebilir mi

İkinci sorum şuydu: “Müzik dünyayı değiştirebilir mi?”. Elbette bunu bugün 70 yaşına gelen Smith’e sormamın nedeni vardı. Onun kuşağı dünyayı müzikle değiştirmeyi başardı. Onların döneminde iletişim alanı sosyal medya, internet değil daha çok müzikti. İnsanları bir araya getiren ve bir arada tutan, duyguları, fikirleri, umutları yayan şarkılardı. Müziğin bir endüstri, ekonomi ve eğlence olduğu çağımızda acaba hâlâ bu mümkün müydü?

Smith şöyle yanıt verdi: “Dünyayı müzik değil insanlar değiştirir. Müzik esin kaynağı olur, etkiler, ama değişimi insanlar sağlar”. Sanırım o da bu yanıtla müziğin etkisinin azaldığını kabul etmiş bulundu ya da bana öyle geldi.

68 kuşağı kültürünün mimarlarından birinin ağzından çıkan bu sözler önemli. Smith örnek vermek için 4 Mayıs 1970 tarihinde Vietnam Savaşı’na karşı yapılan barışçı protesto sırasında, polis tarafından vurularak öldürülen dört genci hatırlattı. Ohio’daki Kent State Üniversitesi’nde meydana gelen olayda polisin kampüste açtığı ateş sonucu dört öğrenci ölmüş dokuz öğrenci yaralanmıştı. Nixon’ın Vietnam ve Kamboçya politikalarını protesto ediyorlardı. Silahsızlardı. Polis sözde havaya ateş etti ama dört kişi öldü. (Tanıdık geliyor mu?)

O dönem 68 kuşağının duygularını dile getiren pek çok ekipten biri olan Crosby Stills Nash & Young bu konuda bir şarkı yaptı. “Ohio”. Olay 4 Mayıs’ta oldu. Neil Young imzalı şarkı 21 Mayıs’ta kaydedildi, haziranda single olarak basıldı.

Patti Smith o sırada 20’li yaşlarındaydı. Şarkıyı duyduklarında nasıl etkilendiklerini ve protestoların nasıl yayıldığını anlattı. “Şarkı bizi etkiledi, harekete geçirdi. Ben şarkıların etkisine inanırım ama insanların gücüne daha çok inanırım.”

Daha sonra sosyal medyanın güçlü bir iletişim aracı olmasından söz etmesi, müziğin ve şarkıların işlevinin bugün sosyal medyaya devredildiğini işaret ediyor.

Smith, memleketteki siyasi durumu, belli bir kesim üzerinde yoğunlaşan baskıları, Gezi’yi çok iyi biliyor. Sözünü “Özgür seçimler ve oy hakkınız için mücadele etmelisiniz. Bundan başka bir yol yok” diyerek bitirdi.

ABD’li Smith, kamuoyunun siyaset ve devlet üzerinde yaptırım gücüne sahip olduğu bir siyaset kültüründen geliyor. ABD’de de dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi her türlü siyasal yozlaşma ve skandal mevcut. Amerikan yakın tarihi bunlarla dolu. Filmleri var, dizileri var. Gizli saklı değil.

Sevgili Patti Smith, bizim işimiz zor

ABD’de kirli işler basına düşüp halk gerçeği öğrendiğinde sonuçlar o işleri yapanlar için ağır oluyor. İnsanların kariyeri bitiyor, mahkemeler harekete geçiyor ve adalet mekanizması işliyor.

Bizim ülkemiz uzun süredir bu tarz bir kamuoyu baskısından yoksun. Sanki bu ülkede yaşayan insanlar giderek bir toplum olma özelliğini kaybediyor. Sanki ortak görüş, ortak bakış giderek azalıyor. Kamuoyundan bahsetmek için önce bir toplumdan bahsetmemiz lazım. Oysa biz çoktandır kafalarını telefonuna gömmüş kendi menfaatinden başka bir şey düşünmeyen dağınık insanlar topluluğuymuş gibi hareket ediyoruz.

Bugün ne yaparsanız yapın siyasi ya da hukuki sonucu olmuyor. Ne muhalefet ne iktidarda kimsenin yeri, konumu değişmiyor. Kimse artık “Bu olay duyulursa rezil oluruz, bu iş seçime de yansır” demiyor. Çünkü seçime yansımıyor.

Yani sevgili Patti Smith, bizim işimiz karışık ve zor. Bizde zaten değişim yaratacak müzik iftara kadar gitti. Hâlâ insanlarımıza ve ortak değerlerimize güvenmeye devam ediyoruz.

EDM seviyorsanız yılın albümünü buldunuz

Yaz albümlerinin dökülmeye başladığı (tabii böyle bir şey varsa) şu günlerde elektronik müzik severlerin gözden kaçırmaması gereken albüm Plaid’in “The Digging Remedy”sidir. Klasik dans albümlerini bir kenara bırakalım ve Plaid’in son işi 2014 tarihli “Reachy Prints”i bir hatırlayalım. Tamam. İşte ritimsel ve melodik yapılar inşa etmede ve atmosfer yaratmada sihirbaz hünerine sahip Plaid, bu defa Londra’nın soğuk sokaklarında değil, yaz akşamlarının, tatil yörelerinin arka bahçelerinde dolaşmakta. Elbette eller havaya albümü bekleyenler yanılır. Calvin Harris tarzı dans alemlerinin değil, o esnada sahilde oturup yıldızlara bakanların müziği bu. Favori şarkım “CLOCK”.

PAZAR ALBÜMÜ

“The Getaway”
Red Hot Chili Peppers


Flea’nin bas gitarı giderek Red Hot Chili Peppers müziğini ele geçiriyor. 25 yıllık prodüktörleri Rick Rubin’i geride bırakan grup kendilerine has rock ve punk sound’una da veda etmiş görünüyor. Ve yine net görünüyor ki yeni prodüktör Danger Mouse (mix’ler Radiohead’in müzikal beyinlerinden prodüktör Nigel Godrich’e emanet) bu albümü kendine tarzına göre inşa ederken Flea’nin basını temel almış. Elbette yılların RHCP’ı tamamen değişmemiş. Ancak 90’ların garaj sound’una ve bu sound’un geride kalan tek tük izlerine tamamen veda etmiş. Garaj sound’undan esinlenmiş tertemiz yeni bir şey. The Getaway’i dinlemek, aşırı güzel vücutlu bir kadın ya da adamın en ünlü moda dergisi için çok profesyonelce çekilmiş görsellerine bakmak gibi. Kusursuz ama şaşırtıcı değil.