New York’un simitçileri üzerine çeşitlemeler

New York’ta beyaz peynir, simit ve “ince belli” çayla yapılan kahvaltı beğeniliyor olmalı. Kasım başında 5. Cadde’de Simit Sarayı’nın açılması bunun işareti değilse nedir?

Ben Taksim Meydanı’nda açıldığı günü hatırlıyorum. Bankanın yerine beş katlı simitçi açılınca espri konusu olmuştu. New York’ta, 5. Cadde’de, Tiffany’nin az ilerisinde Simit Sarayı var şu anda, düşünsenize. “Breakfast at Simit Sarayı”... Amerika’da 20 mağaza hedefleniyormuş yakın zamanda. İçeri gir, ince belli bardakta çayını söyle, aynı Taksim.

Simit + Smith bir diğer simitçi. New Jersey’deki fabrika mağazasından başka üç yerde dükkanı var. Ayrıca bölgede 11 farklı yere simit veriyorlar. Sadece simit de değil; bildiğiniz poğaça, çay, zeytin, beyaz peynir... Bol yağlı açma bulundurup (hani yağı kağıdına geçenler vardır ya) tost makinesinde de az bassalar New York’lular koşarak kaçar ama Türkler hiç vatan hasreti çekmez. Simit sandviçlere farklı lezzetler eklenebiliyomuş. Bruschetta’lara doğru gidişat...

Menemen de var

Son gidişimde önünden geçip içeriyi şöyle bir süzdüğüm Chobani ise bagel tadında yaklaşıyor simide. Bizim Moda’da köşede duran simitçinin kısa ve keskin bıçağıyla simidi tam enlemesine yarıp içine eritme peyniri sürmesi gibi Chobani’nin simide yaklaşımı. Pazarları Prince Street civarında ucuz ve doyurucu ayılma kahvaltısı arayan hipster’lar ilgi gösteriyordur herhalde.

İşin ilginci Chobani “Greek”. Ama simitler Törkiş. Yani şimdilik. Eminim onun da sertifikası Unesco tarafından bir Balkan ülkesine ya da Ortadoğu’da bir yerlere verilir. (Bkz. Milliyet’in Lavaş Ermeni mirası ilan edildi haberi.)

New Jersey’deki Simit House and Bakery’de klasik Türk kahvaltısı (peynir, domates, zeytin) ve simit dışında menemen de varmış. Sahibi Türk olduğundan işte İstanbul’da ne öğrendiyse orada uyguluyor olmalı. Bence menemeni sadece Türklere satıyordur.

Sıradaki büyük şey serpme kahvaltı mı?

Pek yakında Manhattan civarında çatal, ponçik, örgü hatta boyoz (bunlar harf oyunlarına da müsait) corner’ları neden açılmasın? Bu gidişata uygundur. Yıllar önce New York’ta yaşayan bir arkadaşım “Lahmacuncu yok, pizzacıda Karadenizli bir abi var, ona yaptırıyoruz ama memleketteki gibi olmuyor” diyordu. Sanırım daha Amerika buna hazır değil. Talep az. Ama kahvaltı öyle mi?

Ve işte yazının sevgili New York’luları uyarmamız gereken kısmına geldik. Lahmacuna daha çok yolunuz var New York’ta ama “sıradaki büyük şey” serpme kahvaltı olabilir. Tehlikenin farkında mısınız? Hadi bakalım kapısında vale duran serpme kahvaltıcı, ensede öfleye pöfleye kalkmanı bekleyen asabi çift eşliğinde yumurta keyfi ve otlu peynirle siz boğuşun biraz da.

Not: Kristen Baughman’ın Culinarybackstreets.com’da yer alan “The Simit Invades New York (And New Jersey)” başlıklı yazısında yer alan bilgilerden faydalandım. Allah kendisinden razı olsun, çok da güzel yazmış.

PAZAR ALBÜMÜ

“Classics” - She&Him

Zooey Deschanel ve M. Ward’dan ibaret She&Him 1960’ların klasik pop döneminin bir parodisi gibi başlamıştı müzik hayatına. Parodi falan değil gayet ciddi olduklarını kanıtladılar yıllar içinde. “Classics”, Sinatra, Ella Fitzgerald, Johnny Mathis gibi klasik şarkıcıların meşhur ettiği eserleri içeriyor. “Mad Men” dizisinin soundtrack’i gibi albüm. Christmas albümü furyasının en iyilerinden. Pek hoş (korkmayın domuz içermiyor, helal şarkılar).

Bir Emirgan hikayesi

Benim değil Kerem Görsev’in bu hikaye. Görsev 1970’lerde çay içmeye ve denize girmeye gittiği Emirgan’ı muhabbetle hatırlıyor. 2001’den beri de semtin bir sakini. Çınaraltı Çay Bahçesi’nde çay içerek düşünmeyi, hayaller kurmayı, planlar yapmayı sevdiğini anlatıyor. Neyse Kerem Görsev bir gün burada oturup hayaller kurarken aklına gelen melodiyi not ediyor. Kağan Yıldız ve Ferit Odman’la ufaktan provalara girişiyorlar.
Derken önceden tanışıklığı olan saksafoncu Ernie Watts ile konuşuyor Görsev. Onu Emirgan’a çağırıyor. Stüdyoya girip beş saatte çalıp çıkıyorlar.
İşte Kerem Görsev Trio’nun “Emirgan” isimli yeni albümünün hikayesi bu. Yağmurlu bir günde oturup dinlemelik. CD’sini satın alırsanız arka kapaktaki 99041 numaralı Emirgan-Sirkeci hattı otobüsünün resmini de görebilirsiniz.
Kerem Görsev’e iki notum var: Bir, daha çok eski Emirgan fotosu koysaydınız keşke albüme, ne güzel olurdu. İki, ne olacak bu Boğaz’ın “sahil kasabaları”nın hali? Adım atacak yer yok.