Oh Land’le soru cevap

Oh Land, 20 Temmuz’da One Love Festival için Parkorman’da olacak. Nordik alternatif müziğin önemli ismiyle yeni albümü, yetişkin olmak, annelik, Peter Pan ve İstanbul konseri üzerine...

Yeni albümünüz “Family Tree”nin hikayesi nedir?

Birden fazla hikayesi var galiba. Hayatımda son dönemde çok fazla şey değişti. Çocuk sahibi olmak, New York’ta yedi yıl yaşadıktan sonra Kopenhag’a taşınmak. Ailem dağılırken diğer yandan aile kavramının anlamını yeniden tanımlamaya çalışmak. Hayatımdaki köklü değişiklikler pek çok şeyi sorgulamama neden oldu. Ve bana bir sürü yeni şarkı yazdırdı.

Oh Land’le soru cevap

Nasıl bir dönemden geçtiniz? Zihinsel olarak nasıl bir durumdaydınız?

Zihinsel durumum, “acil durum”du. Böyle zamanlar en fazla şarkı yazdığım şarkı söylediğim zamanlar oluyor. Müziğim tamamen duygularımla bağlantılı. Duygusal anlamda tetiklendiğimde derhal şarkı yazıyorum. Albümde yer alan bütün şarkıları 2018’de 10 aylık bir süre zarfında yazdım ve kaydettim.

“Family Tree” sizce diğer albümlerinizden hangi yönden farklı? Biraz daha minimal bir anlayış var gibi duruyor. Ne dersiniz?

Çok daha az “upbeat” ve elektronik. Muhtemelen biraz daha yetişkin bir albüm oldu. Son üç yılda büyüdüğümü hissediyorum. Peter Pan’in Neverland’den taşınması gibi...

“Sahneye ilk kez 10 yaşında çıktım”

Nasıl bir ortamda büyüdünüz? Sahneye ilk ne zaman çıktınız?

Şarkıcılarla, müzisyenlerle dolu bir ailede büyüdüm. Annemi ve babamı küçüklüğümden beri hep sahnede izledim. İkisi de klasik müzik sanatçısıydı. Bu benim hayatımda baştan benimsenmiş, hiç sorgulamadığım bir durumdu. Bunu diğer arkadaşlarımın anne babalarının yaptıkları işlerden farklı bir yerde görmüyordum. İşlerine ne kadar emek harcadıklarını, ne kadar çok prova yaptıklarını görmek benim için sıradandı. Sanırım sahneye ilk kez 10 yaşında çıktım. Kopenhag Kraliyet Tiyatrosu’nda bir bale gösterisiydi. Bale okulundaydım ve balenin bende yarattığı heyecanı çok seviyordum.

Hem anne hem müzisyen/sanatçı olmakla nasıl başa çıkıyorsunuz?

İşi ve özel hayatı birbirinden ayırmak çok güçlü bir öz disiplin gerektiriyor. Her gün kendinizi “işe gitmek” için zorlamanız lazım. Ben kendimin patronuyum. Bu yüzden her sabah kendime neyi nasıl yapacağımı anlatmam ve ikna etmem gerekiyor. İkisi de çok güzel ve ikisinin de zorlukları, mücadele gerektiren yönleri var. Sahnede şarkı söylerken birilerinin bana eşlik ettiğini gördüğümde bütün zorluklara değdiğini düşünüyorum. Oğlum bana sıkı sıkı sarıldığında bana dünyada ihtiyacım olan bütün enerjiyi aktarıyor. En önemlisi de bu. Her şeye değiyor.

Şu sıra en çok ne size esin kaynağı oluyor?

Dünya, pek çok yönden çok hızlı bir değişim içinde bugünlerde. İklim değişikliği, teknoloji, değişen endüstriler. Bizim tüketim alışknalıklarımızdaki değişim... Dünya çok ilham verici ve ilginç bir yer şu anda...

Gündeminizde neler var şu ara?

Şu anda 80 dakikalık bir bale müziği besteliyorum. Bu benim için çok ilginç ve öğretici bir süreç. Aynı zamanda Türkiye’dekiler gibi şahane insanlarla tanışabileceğim pek çok ülkeye yolumun düştüğü yeni albüm turnesini gerçekleştiriyorum.

Son dönem keşfettiğiniz yeni sanatçı var mı?

Arthur Moon’un müziğine kendimi kaptırmış durumdayım. New York’lu çok yetenekli bir kadın. Çok yeni ama inanılmaz sahne yetenekleri var. Birlikte bir çalışma yapmanın eşiğindeyiz.

“İnsanlar çok tutkulu”

İnsanlar çok tutkulu İstanbul’daki performansınız hakkında ne söyleyebilirsiniz? Nasıl bir sahne düzeni ve konser beklemeliyiz?

İstanbul’a uğramayalı bayağı zaman oldu. Ama her zaman en güzel deneyimlerimi yaşadığım yerlerden biri. İnsanlar çok tutkulu. Bu tutkularını göstermekten çekinmiyorlar. Dört kişilik bir ekip olacağız. Davul, saksofon, klavyeler olacak. O gün sahneye en iyi şekilde çıkmak için ne gerekiyorsa yapacağım.

Oh Land’le soru cevap