İtalya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası çözmesi gereken binlerce sorundan biri, 20 yıl süren Mussolini döneminde inşa edilen binlerce faşist heykelin ve mimari yapının akıbetine karar vermekti. Ne yapacaklardı? Hepsini tek tek parçalayıp yıkacaklar mıydı?

Savaş sonrası İtalya’yı yönetmek için kurulan Müttefik Kontrol Komisyonu, faşizmin sembollerinden kurtulmak istiyordu ama savaş sırasında faşizme karşı en büyük direnişi gösteren Komünist Parti’yi de kontrol altında tutmak lazımdı (daha sonra NATO’nun komünizmle mücadele için kurduğu gizli örgüt Gladio’nun da aynı ülkeden çıkması ve Türkiye dahil diğer ülkelere model olması tesadüf değil).

Şöyle bir tavsiye kararı aldılar. Mussolini büstleri imha edilsin. Onun dışındakiler sanatsal değerlerine göre müzelere gönderilsin, veya üzerleri kaplanarak bir yerlere kaldırılsın. “Faşizme karşı olalım, ama o kadar da olmayalım” gibisinden bir karar.

Heykellerin büyük kısmı kurtuldu. Daha sonra çıkan yasalar faşist siyasetin önünü tamamen tıkamaya odaklansa da sembollere dair alan hep flu kaldı. Bugüne kadar kimsenin dikkatini çekmiyordu bu konu ama Batı’da aşırı sağcı, ırkçı ve faşist eğilimli siyasal hareketlerin güçlenmesi gözleri yeniden İtalya’ya çevirmiş durumda anlaşılan.

Geçenlerde Anthony Bourdain’in CNN’deki programı “No Reservations”ı izliyordum. Aynı soru, Bourdain tarafından kendisine kenti gezdiren gönüllü rehberlerden Asia Argento’ya soruldu. Hafta sonu ise The New Yorker’da yer alan makalede (*) gündeme getirildi. “Bu eserler neden hâlâ orada? Nasıl oluyor da Almanların Hitler’e ve Nazizm’e dair tüm sembolleri kesin bir dille yasaklayan kanunlarına rağmen İtalyanlar bu kadar serbest kalabildi?”

Bu heykel ve anıtların en önemlisi Roma’daki Il Palazzo Della Civilta Italiana. Faşizmin görkemini yansıtmak amacıyla inşa edilen, rejimin yıkıldığı yıl açılan anıt, mimari ve tarihi bir eser midir, yoksa faşist bir
sembol mü?

Mesela dünyaca ünlü moda evi Fendi’nin merkezi burada. Fendi burayı 20’nci yüzyıl İtalyan mimarisinin önemli bir eseri olarak görüyor ve burada bulunmasını “mirasa saygı ve geleceğe bakış” şeklinde açıklıyor.

Ben bu makaleyi okurken başka bir şeyi daha merak ettim. 1943 yılında yıkılan bir rejim, nasıl oluyor da en görkemli binasını aynı yıl açıyor? Nasıl oluyor da bu totaliter rejimler kaçınılmaz son kapıya dayanmışken hâlâ devasa anıtlar inşa etme peşinde olabiliyor? Nasıl oluyor da düzen hiç değişmeyecekmiş gibi davranabiliyorlar? Nasıl oluyor da gerçeklikle bağlarını bu kadar koparabiliyorlar?

Gel de çık işin içinden.

* “Why Are So Many Fascist Monuments Still Standing in Italy?”, TheNewYorker.com, 5 Ekim

Freud mezarından kalktı

Cumhuriyet dönemi mimarisinin önemli yapıtlarından kabul edilen AKM’yi yıkıyoruz. Üstelik yıkıp yenisini yapma işini de mimarının oğluna veriyoruz. Freud sırf bu vakayı incelemek için mezarından kalkıp gelecek neredeyse. Mimari ve psikanaliz tarihine geçeceğimiz kesin.