Sanatçı deşarj ünitesi!

Yaratıcılık sorunları mı yaşıyorsunuz, hayatınızın bestesi yarım mı kaldı, bir anda tek satır yazamaz hale mi geldiniz, konserlerden, turnelerden bunalıp kafa dinleyecek bir yer aramaya mı giriştiniz, o halde Ayvalık’a buyrun

Dünya pop arenasının starları kendi meşreplerince bu tip ihtiyaçlarını St. Barths adası (Karayipler’de euro kullanılan bir yer olması ne güzel, Fransız ne de olsa), Havai (özellikle Maui makbul), İbiza, Las Vegas, Saint-Tropez, Barbados, Meksika (ücra koyları tabii) gibi pek özel noktalarda gideriyorlar.
Çok yıpranmışları tatile değil rehabilitasyona giriyor. Bu merkezlerden bazıları Kaliforniya’nın ücra köşelerinde ya da Malibu, Utah gibi “uzak” köşelerde oluyor. Kafayı kazıtıp elinizde şemsiyeyle paparazzi kovalamaya başladıysanız Karayipler‘e alıyorlar. Antigua’daki Crossroads kliniği Eric Clapton’ın en başarılı yatırımlarından biri bence. Bu arada Clapton’ın yeni albümü martta çıkıyor! (Araya haber girelim ki “ne alaka, sen müzik yazarı değil misin” diyenler de memnun olsun).
Bu kadar çıldırmadan da düzenli “rehab”e gidenler çok. Colin Farrel’dan Mel Gibson’a, Lindsay Lohan’dan Robert Downey Jr.’a, Eva Mendes’ten Kirsten Dunst’a pek çok isim sayabilirim. Rehab demek bir anlamda kafa dinlemek, yılın pisliğini atmak, yeni projelere hazır olmak demek. Efendim sadede geleyim.
Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi (AIMA) “retreat ” isimli bir uygulama başlattı. Şöyle deniyor; “Deniz kıyısındaki konumuyla, sanatçılara, yazarlara ve bütün yaratıcı bireylere sevdikleri işe başlayabilecekleri, sürdürebilecekleri ya da sonuçlandırabilecekleri huzurlu, ilham dolu bir atmosfer sunuyor. Her yaştan ve her ülkeden, profesyonel gelişimin bütün aşamalarındaki insanlara kapıları açık. Retreat’in amacı, misafirlerine ve sanatçılara sakin, konforlu ve ilham dolu bir atmosfer yaratarak, sanatsal keşfi ve yaratıcı düşünceyi desteklemek, kendini geliştirmek isteyen kişiler arasındaki bağları kuvvetlendirmektir.”
Bana mantıklı geldi. Elbette ki burayı bir ünlü tatili noktası ya da rehabilitasyon merkezi olarak değerlendirmiyorum ama kafa dinlemek isteyen, başladığı işi bitirmek için yeterli konsatrasyonu olmayan bir sanatçı olsam şansımı denerdim.
Worldwide Network of Artist Residencies isimli kuruluşun da üyesi olmuş akademi. Bakalım ilk konukları kimler olacak...

CUMARTESİ ALBÜMÜ

“Within and Without” / Washed Out

Amerikalı DJ ve prodüktör Ernest Gree’in 2011 tarihli bu ilk ve tek stüdyo albümü Sub Pop’tan yayımlanmıştı. Sub Pop genellikle sakallı ve oduncu gömleği giyen adamlara (hepsine bayılıyorum o ayrı) yatırım yaptığından o dönem biraz şaşırtmıştı. Washed Out’un müziği indie pop denilen o çok geniş alanın elektronik denizi kıyılarında diyelim. Dream/electronica gibi bir şey sanki. Sabahları koşarken ya da cumartesi akşamları evden çıkmadan. Washed Out’un “Life of Leisure ” isimli yeni EP’si de şu günlerde piyasaya çıktı. Oradan devam edin cumartesinize...

Hafta sonu programı

Ben sizin yerinizde olsam bu gece ve yarın akşam Salon’da yer alacak Calexico konserlerinden birine gider, konseri izler, imza gününe katılıp sanatçılarla tanışırım. Hem albüm imzalatırım hem de Amerikalı tasarım ikilisi The Bubble Process tarafından tasarlanan konser afişlerinden alırım. Sonra eve gelir bunları nereye assam diye aylarca düşünür, o afişleri tozlanmaya bırakırım. Şaka şaka, sakın öyle yapmayın. Afiş konusu ayrı bir başlık.

Futbol asla sadece futbol değilmiş!

SImon Kuper bu kitabı yazarken (“Futbol Asla Sadece Futbol Değildir/Football Against the Enemy”, İthaki), tam olarak Arda Turan’la Hakan Şükür’ü mü kastetti bilemem. Sanmıyorum. Ama öyle bir laf ki bu, joker özelliğine sahip lego parçası gibi, cuk oturuyor (lego nedir diyorsanız da deyin, ne yapayım).
Hakan Şükür 1995’te evlendiğinde nikahı şimdiki başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan kıymıştı, şahit Fethullah Gülen’di. Öyle bir “futbol asla sadece futbol değildir” ortamıydı ki bu tören, insanlar “Hakan Şükür, Fethullah Gülen’le evleniyormuş gibi duruyor, ortada neredeyse gelin yok” yorumları yapıyordu.
O zaman da “kime ne” diye düşünenlerdendim. Hâlâ da öyleyim. Ama yine de şunu düşünmeden edemiyor insan... Hakan Şükür’ün 1995’in ortamında, o dönem askeri erk sahiplerinin istemediği, bize “zararlı” ilan ettiği “unsur”larla düğün dernek yapması; bana Arda Turan’ın artık tek adam olmuş birine “saygı duymaya” karar verip Efes Pilsen One Love Festival gibi alkolsüz düğün yapmaya karar vermesinden daha anlamlı geliyor.
Benimkisi “hangi ‘saygı duruşu’na daha çok saygı duymak lazım” türünden manasız bir kıyaslama işte. Yoksa kimin nereli olduğundan, neye inandığından, nasıl evlendiğinden kime ne...

DİĞER YENİ YAZILAR