Sanırım kıskanıyorlar

Dünyanın yaşanılası şehirleri araştırması sonuçlanmış. Melbourne en yaşanılası kent. Viyana ikinci sırada. Kanada’dan üç şehir Vancouver, Toronto, Calgary üç, dört ve beşinci sırayı almış. 140 şehir içinde sizce herhangi bir kentimiz var mı?

Bir şehri “yaşanılası” kılan nedir diye tartışabiliriz. Hepimizi bu konuda gayet sübjektif nedenler öne süreriz ve kendimizce haklı da oluruz.

Mesela, “Ben başka yerde yaşayamam abi, bu kaosu seviyorum”. Bu model var mı? Var.

“Bizim insanımız çok pratik abi, İngiliz’i, Fransız’ı aynı işi bir saatte yapar, bizde iki dakikada tamam.” Bu var mı? Var. Ama konu bunlar değil.

Bir şehri sevmenin, tercih etmenin parametresi olmaz. Ama “yaşanılası” olmanın bilimsel bir temeli olabilir.

The Economist’in listesi beş temel değerlendirme parametresi üzerinden hazırlanmış.

İlki istikrar. Bizde hep aynı insanlar yönetiyor ama istikrar sağlanamıyor. Yaşanılası şehirlerde yönetimler değişiyor ama istikrar var. Gel de çık işin içinden.

İkinci parametre sağlık hizmetleri. Sorsanız sağlıkta devrim yaptık. Ama dünyada doğru dürüst sağlık hizmeti alınabilen 140 şehir içine bir şehrimiz bile girmemiş.

Üçüncü parametre kültür. Sanırım bu alanda 140 şehir içine girememiş olmamız AKM’yi yıkıp yerine daha güzelini bir türlü yapamamamızdan kaynaklanıyor. Muhalefet kına yaksın. Ama az kaldı kültürde patlama yapmamıza.

Çevre dördüncü parametre. Biz gerçek çevreciyiz. Her yıl otobanların kenarlarına akıl almaz çabalar ve yatırımlarla kilim desenleri yapıyor, duvarları saksılarla donatıyoruz, yapay çimler ekiyoruz. Gene de yaranamıyoruz.

Son madde altyapı. Şehirlerimizde her yer inşaat, nereye baksan altyapı. İstanbul kadar altyapıya önem veren bir şehir daha gördünüz mü? Dünyada kişi başına düşen ortalama kepçe, Hilti ve kamyon sayısında ilk sıradayız. Yine de 140 şehir içinde bir tane bile şehrimiz yok.

O halde gelin hep birlikte tekrar edelim. Dünya bizi kıskanıyor ve işte bu liste de belgesi.

Bayramda yükselen standartlar

“Bayramda İstanbul en güzel yer” artık klişe oldu farkındayım. Ama yine de söylemeden edemeyeceğim, İstanbul bayramda dünya standartlarına yükseliyor bir anda. Yaşanılası bir şehir oluyor. Eyy “The Economist”, bir daha liste yapacağın zaman bayramda gel İstanbul’a.

Müzikal rönesans

Son yıllarda güvenlik meselesini bahane eden bir sürü sanatçı ve grup Türkiye’ye gelmekten vazgeçti. Bunu biliyoruz. Son dönem bu güvenlik endişesi hafiften “kültürel boykot”a da dönüşmüş durumda. Bunu da son dönem duymaya başladık. Güvenlikten daha ciddi bir sorun olmaya adaydır bu gelecekte. Ama iyi şeyler de oluyor. Çünkü yabancı sanatçıların eksikliğini yerli gruplarımız ve sanatçılarımız telafi ediyor. Yeni ve genç gruplar sahnelerde yer buldukça kitleleri de giderek büyüyor. Bu yaz gerçekleşen festivallerde (Bursa Nülüfer ve Zeytinli’de) tamamen yerli ekiplerin ön planda olduğunu görmek sevindirdi. Zeytinli Festivali geçen hafta sonu 200 bin biletli müzikseveri ağırladı. Devamı kış etkinliklerinde de gelecektir. Son dönemin müzikal rönesansına bir de buradan bakmakta fayda var.