Seçmece 10 protest şarkı

Gezi Parkı şimdilik iki şahane protest şarkı üretti, Duman’ın “Eyvallah”ı ve Kardeş Türküler’in “Gel Yavaş Gel Yerler Yaş”ı. Eminim gerisi de yoldadır. Tarihte bunlar gibi şarkılardan bolca var

Her protesto ve itiraz kendi kültürünü yaratır. Bu laf bir atasözü falan değil tarihin, özellikle de 20’nci yüzyıl tarihinin bize öğrettiği bir şey. Taksim’de, Beşiktaş’ta dolaşırken duvar yazılarına, sağa sola iliştirilmiş kağıtlara, Twitter’a, Facebook’a bakarken gördüğüm ortak bir dil ve bakış açısı vardı. Bu dilin adı zekaydı.
Hükümetin bütün icraatını gencine güvenmeme üzerine inşa ettiği bir ülkede genç kuşaklardan zeka fışkırdığını görmek beni nasıl sevindirdi anlatamam.
Alkol düzenlemesinden insan ilişkilerine, çocuk sayısından doğum kontrolüne, eğitim sisteminin en ince detaylarına kadar genç yetişkinlere çocuk muamelesi yapılıyor. Söyledikleri, itirazları bile “çocuktur yapar, haylaz bunlar işte...” diye küçümsenip geçiştirilmeye çalışılıyor. Du...
Bunun böyle olmadığını gösterdi insanlar. İstediğiniz kadar üniversiteleri yüksek lise, liseleri ilkokul düzeyine çekin, kafalar açık, zihinler yöneticilere göre fersah fersah ileride genç kuşakta ve halkta...
Bu aslında hep böyleydi. Protesto hep statükonun önünde gitti. Bakın tarihten bazı protest şarkılar ve neye karşı oldukları hakkında kısa bir liste. Elbette onlarca başka şarkı da var. Ama ben bunları seçtim. Eklemesi, listeyi büyütmesi sizden...

“A Change is Gonna Come”
Sam Cook (1963)

Siyah hareketin yavaş yavaş mesafe kazanmaya doğru gittiği yıllarda umudun adı bu şarkıydı. Sivil hak talepleriyle ve elbette Martin Luther King’in kimliğinde doğan umut ışığıyla ilgiliydi. Umut dolu ama bir o kadar da hüzünlü. Ezilmiş ama dik durmaya çalışan bir şarkı.
“O gün gelecek, değişim gelecek, ben inanıyorum...”

“Sunday Bloody Sunday”
U2 (1983)

İrlanda ve İngiltere arasındaki gerilim, sokaklarda patlayan bombalar, İngilizlerin öldürdüğü katolikler... Şarkı aslında doğrudan 26 silahsız ve sivil protestocunun İngiliz ordusu tarafından katledilmesine yani “Kanlı Pazar”a (30 Ocak 1972) dair değil. İçten ve samimi bir “yettiniz artık” şarkısı bu.

“Imagine”
John Lennon (1971)

Muhafazakarların, statükocuların, savaş çığırtkanlarının canını sıkacak hayaller kurdurtan bir şarkı. “Hayal et ülkeler yok, hayal et uğruna öleceğin öldüreceğin bir şey yok” diye gidiyor. Hayal et halkına kulaklarını tıkamış yöneticiler yok, hayal et her boşluğa AVM yapılmıyor, hayal et insanlar Gezi’deki dayanışmada olduğu gibi yardımlaşma içinde yaşıyor. Hayal et, gerisi gelir...

“The Revolution Will Not Be Televised”
Gil Scott-Heron (1970)
Pek çok şahane şarkının sahibi Gil Scott-Heron’ı 2011’de kaybettik. Kendisi şair, romancı, aktivist, özgürlüklere inanan değerli bir insandı. Bu şarkı / şiir bir anlamda Gezi’de yaşananlara da selam çakar nitelikte. “Devrim televizyonda gösterilmeyecek” diyen ve devrimin ne olup ne olmayacağını sıralayan harika sözler. “Devrim seni daha seksi yapmayacak, seni zayıflatmayacak, ağzında koku yapan bakterilerle savaşmayacak, Coca Cola’nın yanında iyi gitmeyecek, sponsorlar tarafından sunulmayacak, gece tekrarı olmayacak, reklam arası olmayacak. Çünkü devrim televizyondan gösterilmeyecek...” Büyüksün Gil baba, toprağın bol olsun.

“Zombie”
Fela Kuti (1977)

Nijerya ordusuna çok güzel çakıyor Fela baba. Hükümet karşıtlarının hemen benimsediği, ordunun halka zulmettiği itiraz eden bir şarkı. “Zombi yürü, zombi dur, zombi düşünme, zombi vur, zombi selam ver, zombi hazırol, zombi rahat, dağılabilirsin zombi, sana ne diyorlarsa onu yap zombi... Şahane... Ve elbette müzik de. Afrobeat sevenlere...

“Ghost Town”
The Specials (1981)

İşsizliğin diz, polis copunun kol boyu olduğu 70’lerin sonu İngiltere’sinde yeşermiş bir “yettiniz ulan” şarkısı. Bu kadar kibar “yettiniz ulan” demek de hüner işi tabii. The Specials’ı ve The Clash’i yeşerten ortamlar bunlar... Hayalet şehir dedikleri de 1981’de Brixton’da yaklaşık beş bin kişinin karıştığı binaların ve arabaların yakıldığı gösterilerde oluşan ortam.

“Get Up, Stand Up”
Bob Marley and the Wailers (1973)

“Ayağa kalk, hakkını ara, asla vazgeçme” diyor Bob Marley üstat. O bunu Jamaika’da kanın durması için, özgürlükler, sivil haklar ve ifade özgürlüğü için söyledi ama siz alın her şeye, her yere uyarlayın. Bir ayağa kalkın da, gerisi gelir...

“Clampdown”
The Clash (1979)

Kapitalizm ve faşizme karşı işçi sınıfının yanında yer alan bir şarkı. “Hayatının en güzel yıllarını çalmak istiyorlar” derken elbette sistemin işçileri mecbur ettiği yaşama isyan ediyor Joe Strummer ve Mick Jones...

“Ohio” Crosby
Stills Nash and Young (1970)

Nixon’ın Kamboçya’ya müdahalesini protesto eden pasif direnişçiler üniversitelerinin kampüsündeki eylemde polis tarafından kurşunlandı.
Bu barışçı ve pasif eylemde dört gösterici genç öğrenci hayatını kaybetti.
İnsanlar şoke oldu. Basın ve hükümet olayı örtbas etmek için inanılmaz bir dezenformasyon kampanyası başlattı. Kimileri “O kadar büyük bir şey ki bu kadar fazla insan el birliğiyle örtbas etmeye çalışıyor” yorumunu yaptı. Crosby Stills Nash and Young, Neil Young’ın seslendirdiği “Ohio” isimli bu şarkıda ölen dört genci andı. Şarkı anında kaydedildi ve hemen yayıldı... Yıl 1970, ama ne kadar tanıdık değil mi her şey...

“Fuck Tha Police”
NWA (1988)

Niggaz WIth AttItude (tavırlı zenciler); Dr. Dre, Ice Cube, Eazy-E, DJ Yella,
MC Ren. İsyan polise tabii ki tahmin ettiğiniz üzere. 1988 yılında siyah gençler ve polis arasındaki gerilimi dile getirmek için yazıldı. Ama asıl anlamını 1992’de Rodney King’in polisler tarafından öldürülmesinin ardından yaşanan Los Angeles ayaklanmasıyla buldu.

Gezi konseri fikri neden yanlıştı?

Gezi’deki protestolar, özellikle göstericiler parka girdikten sonra Sırrı Süreyya Önder’in de söylediği gibi şölene döndü. Hemen ardından burada bir konser vermek için girişimler oldu. Ancak göstericiler bu konserin yanlış olduğunu düşündü ve itiraz etti. Kısa sürede bu itiraz haklı bulundu ve her şey iptal oldu.
Düşündüm, o meydanda Sezen Aksu olur muydu diye. Olmazdı. Gerçekten bu olası konser bu gösteriyle alakasız olurdu. Neden mi? Çünkü Gezi direnişi ezber bozan bir girişim.
Kürt meselesi olsa tavır belli, argümanlar belli. “Ordu göreve” durumu olsa onun da yanıtı ve savunması var. E kimsenin böyle bir derdi yok. İnançlı insanlarla derdi yok insanların. Kimse ne diyeceğini bilemedi. Bu çok yeni bir talep. Yaşam tarzını korumaya, temel hak ve özgürlüklere dair talepler var. Sistemin yeteri kadar demokratik ve temsiliyetçi olmadığına dair itirazlar var. Çevreye ve şehre sahip çıkmaya yönelik itirazlar var. Bu kadar ezber bozan ve yeni bir hareket elbette eski tarz bir “konser” kafasıyla temsil edilemezdi. Sezen Aksu’lara ve tüm diğerlerine saygımız sonsuz ama bu isimler artık bu kitlenin duygu ve düşünce dünyasını temsil etmekte zorlanıyor. Konser olacaksa başka türlü olacak. Onu da Gezi’deki ahalinin tercihi belirleyecek. Hem zamanlamasını, hem sanatçısını...