Şort değil mesele

Kılık kıyafetimiz konusunda o kadar hassas olduk ki en ufak bir eleştiri bile “ayaklanma”ya neden oluyor. Sonuç; ruh halimiz iyi değil!

Giyim kuşam adabı diye bir şey var hayatta. Evet, kişi dilediği gibi giyinip kuşanabilir, buna da kimsenin engel olmaya hakkı yok. Kimse kimseyi kendi inandığı ve doğru bildiği şekilde giyinmeye zorlayamaz. Öte yandan giyim kuşama dair bazı usuller adaplar da var. Konunun uzmanı değilim ama standart bir vatandaş olarak biraz sağduyulu bir insanın reflekslerine sahibim.
Ne bileyim, düğüne giderken
bir şekilde giyinilir, plaja giderken
bir şekilde...
Akşam yemeğine davet edildiyseniz yemeğin ağırlığına göre ceket ya da gömlek giyersiniz, yazın pazar sabahı kahvaltısına şort-tişört gitseniz de olur.
İş görüşmesine giderken giyinmek ayrı, konsere, festivale giderken ayrı. Cenazeye parmak arası terlikle gidilmez diye bir kural yok. Ama yani bir ayakkabı giymek de saygıdandır. Bunu söyleyen birine çullanır mısınız? Ben yapmam. (Karayipler’de falansak sorun yok, normali odur belki).

Şort değil mesele

“Tipe bak, yemeğe mayoyla gelmiş”
Yıllar önce bir basın grubu olarak yurt dışına meşhur bir rock festivaline gitmiştik. Gruptan bir gazeteci hanım topuklularla gelmiş, rahatsız olduğu için arıza yapmış, ardından bütün grubun huzurunu kaçırıp erkenden dönmek istemiş, konseri, coşkuyu zehir etmişti. Spor ayakkabı ya da parmak arası giyse ne güzel olacaktı halbuki.
Denize bikiniyle mayoyla girersin ama Taksim’de bir akşam yemeğine slip mayoyla gitmezsin. Ha gitme özgürlüğün var tabii, olmalı, ama birileri sana “Tipe bak yemeğe mayoyla gelmiş” derse kızmak bozulmak yok.
Giyim kuşama dair onlarca farklı fikir olmasa moda eleştirisi diye bir şey de olmazdı. Bütün dünyada en fazla okunan dergiler olan moda dergilerini açın, hepsi size nerede, nasıl giyinmeniz gerektiğini dikte eder ve bu usulleri günceller.
Sinemacılarımıza “Bunlar törenlerde ceket giymiyor” diyen Hıncal Uluç durumuna düşmek istemem ama bazen usuller belli giyim tarzlarını mecburi kılar, bazen saygı... Elbette herkes özgür ama her şeyin yolu, yordamı var.
Şort değil meseleMeral Tamer’in şort rahatsızlığı buna benzer bir yargıdır. Katılırsınız, katılmazsınız ayrı. Tartışılabilir. Ben de katılmadım okuyunca. Ama Twitter’da olan şey toplumca içinde bulunduğumuz ruhsal durumu, daha doğrusu getirildiğimiz asabiyet ve tahammülsüzlük seviyesini işaret ediyor aslında. Şort falan değil mesele.
Siyasetçiler kılık kıyafetimiz üzerinden yıllardır öyle yoğun,
bilinçli ve kamplaştırıcı siyaset yapıyor ki (ve sonucunu da öyle
güzel alıyorlar ki) en ufak bir
laf bile ters tepiyor. Özellikle de kadınlar mağdur. Kadınların
başı açık mı olsun kapalı mı?
Rujları ne renk olsun, etekleri nasıl olsun? Yeter yahu...

Manzara sağlıklı
bir ruh halinde olmadığımızı gösteriyor
İnsanların tepkisini anlıyorum ama alkol kısıtlamalarını ellerinde kadeh sokakta içki içerek protesto etme gülünçlüğüne düşenler gibi insanların şortlu fotoğraflarını Twitter’a koymalarını da komik buluyorum. Herkesin dilediği gibi giyinip kuşandığı normal bir toplumda bu kadar büyük bir tepki doğar mıydı bu laflara? Sanmam.
Ortaya çıkan manzara sağlıklı bir ruh halinde olmadığımızı gösteriyor.
Bırakın giyimimiz kuşamımızla uğraşmayı kardeşim. Bu millet neyi, nasıl, ne zaman giyeceğini bilir. Karışmayın, siz işinize bakın. Adımıza harcadığınız paraların hesabını verin, ihaleleri şeffaflaştırın, seçim barajını düşürün, betonlaşmayı kontrol altına alın, çevreye özen gösterin, eğitimi halledin. Ne bileyim İstanbul’un her yerine koyduğunuz plastik çiçek saksılarının kaça mal olduğunu söyleyin, ihalenin kime gittiğini açıklayın mesela.

Çıkmadan heyecanlandıran albümler

“Lightning Bold”- Pearl Jam

14 Ekim’de yayımlanacak albümden ilk single “Mind Your Manners” bir süre önce Şort değil meselemuhtelif kanallardan servis edilmişti. Pearl Jam dinamik gitar melodileriyle oldukça hareketli ve sert bir rock sound’una sahip bu şarkıyla “delikanlı bir rock albümü”nü işaret ediyor. Prodüktör yine Brendan O’Brien. Albümde 12 yeni şarkı olacağı bilgisi var. “Diren grunge” diyesi geliyor insanın...
l “Mechanical Bull”-Kings of Leon
Kings of Leon günümüzde eski babaları saymazsak arenaları doldurabilecek ender rock gruplarından.
23 Eylül’de çıkması beklenen albüm yine “arena” tadında. “Supersoaker” ilk single. Canlı izledim kendilerini. Türkiye’ye davet etmeli birileri muhakkak. Bu albüm yılın en fazla satan albümlerinden olacak...

“Innocents”-Moby
“A Case For Shame” bu albümden yayımlanan ilk single. “18”in izinden gidiyor gibi görünen bir şarkı. Klasik Moby hüznü, blues vokal sample’ları ve Manhattan’daki dairesinde ince ince işlenmiş altyapılar. Daha fazlası için ekim başını beklemek lazım.

“AM”-Arctic Monkeys
Yılın en heyecan verici albümlerinden biri. 9 Eylül’de yayımlanacak. Muhtemelen en yeni şarkıların bir kısmını İstanbul’da Rock’n Coke’ta (7-9 Eylül) çalacaklar. İlk single şahane “Do I Wanna Know” radyolarda marş oldu resmen. Alex Turner’ın müzikal vizyonu blues, hip hop ve soul’u da içine alarak genişledikçe grup daha heyecan verici oluyor. Yılın en iyi albümleri arasına girer.
A ve M grubun adının ilk harfleri. Turner fikri The Velvet Underground’un “VU” isimli derleme albümünden aldığını itiraf etti.

Not: Arcade Fire, AC/DC, Lady Gaga, The Black Keys, Eminem, M.I.A. albümleri de 2013 bitmeden piyasada olacak. Onlar dair notlar başka yazıya...

CUMARTESİ ALBÜMÜ - “Paracosm”-Washed Out
Uzun zamandır dinlediğim en iyi “chill out” albümü. Şimdi buna chillwave demek moda eyvallah
ama olsun neticede hepimiz “chill” lafını duyunca sound’un aşağı yukarı bir Cafe Del Mar toplaması şeklinde olduğunu tahmin edebiliyoruz. Ernest Greene, Washed Out adıyla chill out ve dream popun kıyılarında geziniyor ve bu ikinci albümünde sanatında daha da usta. 9 şarkılık albümün estetik bütünlüğünden mi bahsedeyim yoksa gündüz düşleri gördürten etkin ama ekonomik efekt kullanımından mı bilemedim? Bu konuda birileriyle oturup
bu albümü dinlemek ve konuyu tartışmak
ne zevkli olurdu (hele bu devirde, bu gündemde terapi resmen). Kütüphanecilik okuyan ancak işsiz kaldığı dönemde müziğe dadanan Greene bana kalırsa sessiz, sakin ortamlarda sükunet içinde takılmayı seven biri ve bu özelliği müziğine gayet iyi yansımış. Uzun süre elinizin altında tutmak isteyeceğiniz bir albüm. Sakin, sessiz, sükunet dolu günler...