Taksim’den bizim ev aşağı yukarı 15 km. Gece yarısından sonra ilginç bir yürüyüş olabilirdi. Şanslıysak sadece soyulur, tecavüze uğramadan ya da öldürülmeden sabaha doğru evde olurduk aziz İstanbul’da.

Çünkü her tarafının birbirine yer altından köprülerle, tünellerle bağlandığı iddia edilen bu şehirde, “Şuradan şurası sadece 15 dakika” diye pazarlanan bütün hizmetler ve güya mümkün olan bu şehir içi seyahat, sadece ve sadece gündüz işi gücü olmayanlar için keyif verici bir seçenek.

Sabah işe gidiyorsanız, akşam iş çıkışı saatinde eve ulaşmaya çalışıyorsanız, o saatte metroya bile binilemiyor kalabalıktan. Otobüs, minibüs ve metrobüs Allahlık. Şansınız varsa birkaç saate gideceğiniz yere ulaşıp işinize başlayabiliyorsunuz.

Akşam evde çay demleyip dizisini izleyenler için de sorun yok. Zira geceleri evden çıkmazsanız ulaşım sorununuz da olmuyor.

Lafı uzattım biliyorum. Geçen akşam eş dost toplandık, Cihangir’de güzel bir yemek yedik. O büyüleyici manzarayı, gece olduğunda İstanbul’un bütün kirini günahını sihirli bir yorgan gibi örten karanlığı, şehrin sırtlarındaki mahallelerin Boğaz’a vuran ışığını, vapurları, tarihi yarımadanın masalsı siluetini iyimserlikle ve mutlulukla izledik lokantamızın penceresinden. Ardından Cihangir’de biraz yürüyelim dedik ve yolumuz maalesef Taksim’e kadar çıktı.

Ortam berbattan da öte insanlık adına utanç ve endişe verici. Birkaç yıl öncesine göre değişmeyen tek şey Gezicilere ana avrat söven büfecilerin hiçbir şey olmamış gibi yine Gezicilere kıytırık hamburgerlerini satmasıydı. Suriyeli dilenciler çete halinde insanı taciz ediyor. Üstünüze atlıyor, bağırıp çağırıyorlar. Aldıkları sadakayı paylaşmak için de birbirlerini sokak ortasında tekme tokat dövüyorlar. Suriye açılımında son durum bu.

Taksim açılımında son durum ise şöyle: Beton meydan, metronun da gece yarısında kapanmasıyla -çünkü gece evinde oturmayanlar toplu taşıma hizmetini hak etmiyor- uğursuz bir kalabalığa teslim olmuş. Yayalaştırma dedikleri şey, kaçacak yer olmayan bir cehennem.

Taksiler her yanı işgal etmiş ve tam anlamıyla terör estiriyorlar. Her yerde durup kalkıp trafiği kilitlemekten başka, arsızca müşteri ve adres seçiyorlar. Çaresizlikten kapısını açıp binmeye hamle yaptığımız ilk taksi “Arap beklediğinden” bizi almadı. İkincisi ben sadece karşıya gidiyorum dedi. Üçüncüsü hiçbir şey demeden eliyle “yok” işareti yaptı.

Yaklaşık 30 dakika boyunca taksi terörü, dilenci terörü, sarhoş terörü, birtakım arsız satıcılar, kavga eden insanlar, gerçekten tedirgin edici 8’li, 10’lu erkek grupları arasında taksi aradık ve bulamadık. Bizi kimse almadı ve beğenmedi.

Cihangir’e doğru geri yürüyüp daha güvenli bir yer aramaya karar verdik. Firuzağa’da “sihirli uygulama” açıldı: Tabii ki Uber. Beş dakika içinde tertemiz bir araç geldi. Son derece saygılı bir şoför yolcu koltuğundan inerek bize kapıyı açtı. Memnuniyet ve minnettarlıkla içeri girdik. 15 dakika sonra evimizdeydik.

Neymiş, Uber emek hırsızıymış. Hadi oradan!