Utanmalısın Timuçin!

Sevgili Timuçin, itiraf et. Beyoğlu’ndaki tinerciler, kapkaççılar, hırsızlar, katiller, uğursuzlar hep sana çalışıyor. Bir düzine muhabiri de tek yumrukta yere indirdiğine göre Süpermen falan olmalısın

Utanmalısın Timuçin

Ortalığı birbirine katmışsın Timuçin. Memur beyler seni almayacaklar da tek başına sıra dayağına çektiğin muhabir ordusunu mu alacaklar?

Sevgili Timuçin, itiraf et. Beyoğlu’ndaki tinerciler, kapkaççılar, hırsızlar, katiller, uğursuzlar hep sana çalışıyor. Bir düzine muhabiri de tek yumrukta yere indirdiğine göre Süpermen falan olmalısın

Sevgili Timuçin,
Dostumsun, kardeşimsin. Ama dost acı söyler. O halde dinle...
Beyoğlu’na gidiyorsun. İçki içiyorsun. Sonra çıkıp mekanın önünde bekleşen magazin muhabirlerine girişiyorsun.
Üstelik onlar kaçmaya, uzaklaşmaya çalışıyor, seninle muhatap olmak istemiyorlar. Sessizce gitmeye çalışan zavallıları evlerinin önüne kadar kovalıyorsun. Adamlarınla grup halinde üzerlerine çullanıyorsun.
Sanki düşman dölü, vur Allah vur. O ne hırstır Timuçin?
Yetmiyor, kollarından bacaklarından kavrıyor sürükleye sürükleye inletiyorsun adamları.
Sonra polis geliyor. Ona da girişiyorsun. Dördünü bir kolunla, dördünü diğer kolunla savurmaya başlıyorsun. Döne döne gidiyorsun magazin ordusunun üzerine topaç misali. Muhabirler tek tek geliyor karşıdan bir o yana bir bu yana vurup atıyorsun onları beyzbol topu gibi. Adamlar kan revan içinde şikayet etmesinler de ne yapsınlar?
Aileler perişan. Ocaklar sönmüş, bir de itiraz ediyorsun utanmadan.
Sen tek başına bir otobüs dolusu adamı hastanelik et, polislerin ağzını burnunu kır, kafasını yar. Sonra da “Ben yapmadım” de.
Alçak gönüllü raconu mu kesiyorsun, yoksa bizi saf mı sandın?
Bak Timuçin, bütün Beyoğlu’ndaki pisliğin sorumlusu olduğun ortaya çıktı. Artık itiraf et. Tinerciler, kapkaççılar, tacizciler, hırsızlar, katiller, uğursuzlar hep sana çalışıyor.
Sokakları aralarında paylaşan, barları kapı güvenliğinden içkiye, hıyar, domates alımından otoparka haraca bağlayan mafya da sensin. Hepsini bu acımadan ağzına ağzına vurduğun muhabirler ortaya çıkardı. Memur arkadaşlar senin kafanı yarmayacaklar, seni almayacaklar da kimi alacaklar?
Bir de utanmadan “Eve gitmek istiyorum” diye bağırıyorsun.
Utan Timuçin, utan...

Nasıl? Olay böyle olmadı mı?
O zaman o kadar tantana, polisler falan neydi?

Gerçek magazin gazetecileri bu işi geçiştirmemeli!
Sibel Can bizim gazeteye demiş ki “Hepimiz aynı camianın içindeyiz, hepimizin birbirimize ihtiyacı var.” Hayır yok, sayın Sibel Can ve Sibel Can gibi düşünenler. İşini doğru dürüst yapan kimse gazeteye çıkmak için magazincilere yalakalık yapmak zorunda değil. Böyle bir ihtiyaç da yok, kural da. Bu laf yeteneksizler ve vasatlar için geçerli.
Timuçin ise bugün magazin basınına ihtiyacı olan son insan. Adam halkın sevgilisi. Her yere çıkmaya neden ihtiyacı olsun ki? “İstemiyorum” diyor. Anlayan yok. Habire tahrik. Adamı yaka paça almışlar terörist gibi, hâlâ “Oldu mu Timuçin bey, yakıştı mı?” sahtekarlığı.
Aynısını Engin’e de (Günaydın) yaptılar. Yapıyorlar. Bakalım o ne zaman tartaklanarak nezarete atılacak. Kim bilir başka kimler var tacize uğrayan...
Gerçek magazin gazetecileri, işini hakkıyla yapan saygıdeğer magazin basınının her kademeden mensupları; lütfen bu olaya el atınız. Biz işin bu tarafındayız. “Saflarımıza göre davranırız” düşüncesinden vazgeçiniz. Çürükler ayıklanmalı. Magazin gazeteciliği “bir grup
tacizci haydut” imajından derhal kurtulmalı...
Timuçin’i 20 yıldır tanırım. Aynı grupta çaldık, aynı evde kaldık, sonsuz mavra yaptık. Yeri geldi tartıştık. Yeri geldi ağlaştık. Ortak dostlarımız var.
Sessiz sakin, kendi halinde biridir. Magazin sevmez. Gazetelere çıkmayı sevmez. Demeç vermez. Hoşlanmaz. Müzik, tiyatro, oyunculuk... Hayatı bu...
UCLA’de sinema okudu Timuçin. Hâlâ aklı fikri film çekmektedir. Bunu söylüyorum çünkü halkımıza yanlış anlatılıyor.
Sanki Timuçin akolik olmuş, olay çıkarmış gibi. Arkadaşlar bu konu “Efendim o da içkiliymiş” konusu değil. İnsan olarak benim buna itirazım var. Bırakın arkadaşım olmasını. İçkiliyse içkili. Ne yani,
o zaman taciz haklı mı oluyor? Kimsenin kimseyi taciz etmeye hakkı yok. “Efendim, işimizi yapıyoruz.” İşiniz tacizse yapmayın
o zaman, başka iş bulun... Tacizin iyi bir amaç için olanı yoktur çünkü.

Grunge’a gel!
Pearl Jam’in “Backspacer” albümünü bütün hafta dinledim. İlk hafta 200 bin satmış ve Billboard Top 200’e ilk sıradan girmiş. Eski toprak falan ama Pearl Jam’de her zaman iş var. Albüme gelince... Grubun en pop hissiyatlı albümü. Pop derken Pearl Jam’e göre pop. 2009 model grunge diyelim. Zamanla değerlenecek, modası geçmeyecek şarkılarla dolu. Başta yadırgadım, sonra alıştım. Bir de tavsiye. İnternete girin, Pearl Jam’in geçen hafta Los Angeles’ta Chris Cornell (Soundgarden seven var mı?) ile söylediği “Hunger Strike”I dinleyin. Albümüyle birlikte “komple Grunge rüyası” koydum bu etkinliğin adını.


Pazar günü dinlemek için
Kings of Convenience‘ın “Decleration of Dependence” albümünü öneririm. Tek kelimeyle yı-kı-lı-yo. Boş şarkı yok, dolgu maddesi yok. Su gibi akıp gidiyor. Mesela pazar günü evdesiniz ve yağmur yağıyor. Bu albümü koyun, play’e basın. Farkı göreceksiniz. Ya da mesela güneş var. Aynı hareket. Arabaya atlayıp mangala mı gidiyorsunuz? Dinleyin. Alışverişe mi? Dinle. Fırtına var, evde mahsur kaldın. Sen de dinle. Anahtarı unuttum, kapıda kaldım. Dinle. Trafikteyim. Dinle. Dolmuşta ortada kaldım, herkese para üstü yetiştirdim, anam ağladı. Dinle. Terk edildim. İkiden başla dinle. Anlatabildim mi?
Ben pazar günü bu albümü dinliyor olacağım.