Yurt dışında festival ve gözlemler

Doğu Londra’nın akciğerleri Victoria Park’ta gerçekleşen üç günlük All Points East’in ikinci gününe gelmek istememizin nedeni, The Strokes, Interpol, The Raconteurs, Johnny Marr, Courtney Barnett, Jarvis Cocker gibi isimlerin aynı gün yer almasından başka, festivalin şehir merkezinde olmasıydı. Şartlar Leyla’ya göz kulak olacak birini bulduktan sonra birkaç saatliğine de olsa festivalcilik yapmak için çok uygundu. Şehir merkezi festivallerinin avantajı bu.

Dezavantajıysa ses. Saat 22.30 itibarıyla festivalin assolisti The Strokes sanki karşımızdaki sahnede değil 10 kilometre uzakta saz çalıyor gibiydi. Solist Julian Casablancas’ın zaten mır mır sesini saymazsak, sadece belli belirsiz bir davul ve yer yer seçilebilen bas duyuluyordu. Sadece seviyesi değil, sesin kalitesi de kötüydü. Bütün sahnelerde problem vardı. Jarvis Cocker’ı duyamadık. Interpol’ü duyamadık. Johnny Marrı’ı duyduk. The Raconteurs’ü kulak kabarttığımız için duyduk. Eğer yanımızda sahnede çalan şarkıya eşlik eden biri olsaydı onu da duyamayacaktık. Çünkü grup bildik yerden çalınca gaza gelen seyircinin sesi sahneyi bastırıyordu.

Gördüğüm en acayip şeylerden biri sahnenin tam karşısına kurulmuş iki VIP kulesiydi. Huawei artık nasıl bir ödeme yaptıysa, bu kuleleri buraya diktirmiş. İnsanların tam önünde duran bu kuleler yüzünden sade vatandaşın sahneyi görmesi iyice zorlaştırılmıştı. VIP alanı dediğimiz, sahneye yakın olur tamam da, yanlarda olur, ya da sahneyi karşıdan ama geriden gören bir yerde olur. Vatandaşın tam önüne ceza gibi konmaz ki. Kulelerde toplam 30’ar kişi puro içerek The Strokes seyredecek diye bu yapılır mı ey Huawei?

Festivalin ertesi günü başlatılan paramızı iade edin temalı (en ucuz bilet 65 pound’du. Haklı bir itiraz olabilir) imza kampanyasının ses dışındaki en önemli argümanı buydu.

Merak edenlere söyleyeyim, tuvaletler temiz, herkes medeniyet içinde sırasını bekliyor. Yani klasik bir İngiliz festivali gibi hiç değil. Ne havada uçan bira bardakları gördüm, ne de işini ağaç dibinde görenler. Öte yandan, yiyecek içecek fiyatlarının dışarıdan daha pahalı olması ayıptı. İngiltere, döviz kurlarındaki artış olmasaydı bile çok pahalı bir yerdi. Bütün yemekçilerde aşırı kuyruk olduğundan tavuk dürüm yapan önü bomboş bir yere gittim. Açlıktan ve çaresizlikten bildiğiniz tavuk dönere 8 pound verdim. 64 TL ediyor. Yanına bir plastik bardakta içecek 5.5 pound. 44 TL de o ediyor. Yurt dışında festival planı yapanlar dört işlemden özellikle çarpma işleminde iyi olsunlar. Sekizle çarpa çarpa festival izledik.

Bebekleriyle gelenlere eskiden pek bir sempati beklerdim. Ne güzel festival ruhu falan derdim. Şimdi deli gözüyle bakıyorum. Çocuklara da acıyorum. Değer mi bu eziyete. Bir iki sene festivale gelmesen ölmezsin. Kundakta bebeyle gelmişsin, bekle çocuk anlayacak yaşa gelsin. O zaman karşılıklı keyif al.

Julian Casablancas kalbimizi kırdı. Ha bire bizi aşağıladı, grup zoraki biste herkesin beklediği “Is This It”i çalarken sahneye çıkmamak, şarkıyı söylememek de nedir. Sonunda iki dizeye gelip şarkı küt diye bitince de “zaten siz benden iyi biliyorsunuz sözleri” demek büyük saygısızlık. Şarkıyı resmen berbat etti. Çalmasa daha iyiydi. Çok sıkılıyorsan sahneye çıkmazsın. Kimse zorlamıyor.

O kadar insan şehir merkezini kitlemeden nasıl da çıkıp tıpış tıpış metroya yürüyor insan hayret ediyor değerli okurlar. Çıkışta taksi - dolmuş keşmekeşine izin verilmemiş. Yollar kapanmış. Görevliler neredeyse tek tek herkese yürüyerek metroya nasıl ulaşılacağını anlattı. Zaten kalabalığı izlemek yeterli. Metroya bindik, uyuya uyuya eve döndük.

Bir tavsiye: The Strokes’a hiç heves etmeyin. Evde rahat rahat dinleyin. Emin olun daha güzel.