Zekeriya Sertel’in hatırladıkları

Gazeteci Zekeriya Sertel, 1908’den 1970 yılına kadar uzanan geniş bir zaman dilimine yayılan “Hatırladıklarım” başlıklı anılarında, Rumeli, Cumhuriyet, Resimli Ay, Büyük Mecmua, Sevimli Ay, Son Posta ve Tan gibi kurucusu, sahibi, başyazarı olduğu yayınlarda gördüklerini, yaşadıklarını aktarıyor.

Bu anıların her satırında “İşte bugünkü durumun aynısı. Gerçekten aynısı. Şu olay tamamen geçen gün yaşanan şu olaya benziyor” demediğiniz tek bir satır yok.

1908’de Abdülhamit’e muhalif, İttihat ve Terakki’nin sesi olan Rumeli gazetesinde çalışmaya başlıyor.

1910’dan sonra “Yeni Ses” gazetesinde İttihat ve Terakki’nin baskıcı rejimine muhalif.

1917’den sonra İngiliz İşgali sırasında İngilizlere ve onları destekleyen Padişah’a ve Saray’a muhalif.

1923’ten sonra giderek totaliterleşen Cumhuriyet yönetimine muhalif.

1930’larda Atatürk’ün basın sansürüne muhalif.

1940’larda İnönü’nün kurduğu tek adam yönetimi ve polis devletine muhalif.

1945’lerde Demokrat Parti kurulma çalışmaları devam ederken bu hareketin içinde yer alanlardan olmasına rağmen daha sonra bu hükümete de muhalif.

Sertel, 1945’te eli taşlı sopalı “üniversiteli” grubun hiç kimse tarafından önlenmeyen, sadece izlenen saldırısıyla (meşhur Tan Matbaası baskını) yakıp yıkılan rejim muhalifi Tan Matbaası’nın ardından can güvenliği olmadığından yurtdışına çıktı.

1980’de bin bir güçlükle Türkiye’ye dönme izni alabildi. Ancak burada artık evi barkı ve yaşamaya maddi gücü olmadığından Paris’te gurbette yaşadığı kızının mütevazı dairesinde öldü. 12 Eylül darbesine birkaç ay vardı.

Sertel’in hayatına bakınca her şeye muhalif bir insan görebilirsiniz ama bu doğru değil. Aslında gördüğümüz şu: Türkiye’de iktidara gelen hep aynı şeyi yapıyor.

Muhalefetteyken kendisine yapılmasını istemediğini.

Mağdur olan iktidara geliyor ve kendisini mağdur eden şeyleri bu defa başkasına yapıyor.

Her iktidara gelen hürriyet, demokrasi, hukuk diye geliyor. Her seferinde özgürlükler, demokrasi ve hukuk daha büyük darbe alıyor.

Her iktidara gelen halkı kurtarmak için geliyor. Her seferinde kendi totaliter rejimini kurmaya girişiyor, kendisinden başkasına yaşam hakkı tanımıyor.

Ben bu kitabı okuyunca yüz yıldır mehteran takımının yürüyüşü gibi iki ileri bir geri giden demokrasi ve özgürlük mücadelemize tanık oldum.

Evet 100 yıl öncekinden çok ilerideyiz ve evet kazanımlarımız büyük.

Günahıyla sevabıyla katkısı olanları saygıyla analım.

Ancak şunu da koyalım: Hiç ders almıyoruz, hiç akıllanmıyoruz halk olarak.

Yönetenler, siyaset ve bürokrasi halkın aksine tarihi çok iyi biliyor, çünkü yöntemleri açıklamaları, taktikleri, söylemleri hep aynı.

1970 yılında Sertel’in sürgün hayatı yaşadığı Paris’te kaleme alınan, 1977’de ilk kez yayımlanan ve 2015’te Can Yayınları tarafından tekrar basılan bu kitabı bir solukta okuyabilirsiniz.

Zihin açan, ufuk açan olaylar ve insanlarla dolu...

Tarihimizden insan manzaraları

Sertel’in anılarında öyle insanlar var ki hepsinin ayrı ayrı hikâyesi, romanı yazılır.

- Ziya Hilmi: Nâzım Hikmet’in arkadaşlarından. Bolu’da ağır ceza hâkimiyken komünist olduğundan işsiz kaldı. Türkiye Komünist Partisi’ne maddi kaynak sağlamak için banka soymayı planlıyordu. Bunu yapamadı ama para kazanmak için türlü yollar denedi. Sonunda eroin imalathanesi açtı ve burada yanarak öldü.

- Detroit’li Türk işçi:Kurtuluş Savaşı sırasında Detroit’te otomobil fabrikalarında çalışan, Sertel’in adını belirtmediği Türk işçisi. 18 yıllık birikimi olan 18 bin doları New York’ta Sertellerin Kurtuluş Savaşı’na yardım amacıyla kurduğu Türk ve Kürt Cemiyeti adına Anadolu’da yeni kurulan Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağışlamıştır.

Cumhuriyet’in ilanından sonra yurda beş parasız dönmüş, bir süre iş aramış. Bir depoda bekçi olarak ölmüştür. Kimseye yaptığı hayırdan söz etmemiştir.

- Kerim Sadi: Boğaziçi’nde bir tepede küçücük bir evde yalnız yaşar. Melankolik, sessiz bir insandır. Resimli Ay’da çalıştığı dönem bir gün arkadaşı Nâzım Hikmet içeri girdiğinde yerinden kalkarak altındaki koltuğu Nâzım’ın kafasına atar. Nâzım ciddi sakatlanmaktan son anda kurtulsa da sesini çıkarmaz. Kerim Sadi de bir şey demez. Sakince çantasını alarak çıkar. Bu hareketinin nedeni öğrenilemez. O günden sonra bir daha dergiye de uğramaz.

Sadece üç tanesini buraya alabildiğim bu gerçek insanlar Rus klasiklerinden fırlamış gibi değiller mi sizce de?