28 ŞUBAT’A GERİ DÖNSEK!..

Başlığı görenler hangisi diyecektir..
2015’in
28 Şubat’ı mı?
1997’nin
28 Şubat’ı mı?
1997’nin 28 Şubat’ına hiç girmeyelim isterseniz.. Bugün ülkeyi yönetenler, 28 Şubat mağduru olduklarını söyleyenler de eskisi gibi heyecanla üzerine atlamıyor..
Çünkü meselenin can alıcı, can yakıcı yönleri var..
Birincisi..
28 Şubat Kararları’nın altında kimin imzası var?
Cumhurbaşkanı’nın..
Başbakan’ın..
MGK üyesi bakanların..
MGK üyesi olmayan bakanların..
Kim onlar?..
-
Deniliyor ki; imzayı atanlar, ‘Askerleri oyalamak için attı, imzayı attılar ama kararları hiç uygulamadılar’
Bu onları kurtarır mı?
CHP Milletvekili eski asker Dursun Çiçek’in başına gelenleri hatırlayın..
‘AKP’yi ve Fethullah Gülen’i bitirme eylem planı’na imza attığı gerekçesiyle hapis yattı..
-
(Yeri gelmişken şunu da belirteyim. Eylem planı da ıslak imza da tezgâhmış, kumpasmış, orduyu yıpratmanın parçasıymış, asker üzerine oynanan büyük oyunun parçasıymış)
-
Eskiden AKP ile Gülen Cemaati birlikte anılıyordu.. Şimdi kanlı bıçaklılar..
Neyse bu başka mevzu..
Gelelim, iktidar çevrelerinin 28 Şubat’ın üzerine atlamamasının ikinci sebebine..
28 Şubat süreci Fethullah Gülen’i neyle suçladı, neyle yargıladı?
Terör örgütü kurmakla..
Gülen şimdi neyle yargılanıyor?
Terör örgütü kurmakla..
-
28 Şubat 1997’yi geçelim, gelelim 28 Şubat 2015’e..
Bir yıl öncesine..
Dolmabahçe toplantısına..
Gazetelerin manşeti mutabakattı..
Köşe yazarları barıştan
söz ediyordu..
İktidara yakın duranlar
bu iş bitti diyordu..
‘Galiba durum dediğiniz gibi değil’ diyenlere linç ayinleri düzenliyorlardı.. TV ekranlarında hararet ediyorlardı.. Şiddetle
beslenmekle suçluyorlardı..
-
Bir yıl sonra..
Sur harabe.. Cizre harabe.. Silopi öyle.. İdil’de çatışmalar sürüyor.. Nusaybin patladı patlayacak..
300 şehit..
1000’de fazla PKK’lı ölü..
Çoğu 18 yaşından küçük!..
-
Diyorum ki, 28 Şubat sabahına geri dönsek..
Yeni bir Dolmabahçe olsa..
İklim değişse..
Akdeniz olsa..
Gülümsesek..

Cumhurbaşkanı rahatlattı

Basın açıklamasındaki sözlerini duyunca derin nefes aldım..
Oh dedim..
Niye mi?
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Malkoç; başkanlık sistemi için referanduma gidileceğini söyledi..
Nasıl olacak?
Anayasa değişmeden, Meclis 330 oyu bulmadan nasıl referanduma gidilecek diye tartışılırken..
Senaryo üzerine senaryo yazılırken..
Cumhurbaşkanı sözcüsü, referanduma gidileceğini söylemez mi?
330’u bulmadan referanduma gitmek..
Anayasayı değiştirmeden değişmiş gibi halka götürmek..
Tamiri zor sonuçlar doğurabilirdi.. Kutuplaşmayı artırırdı.. Sistemi ilelebet tartışmalı hale getirirdi..
-
Cumhurbaşkanı
dün yurtdışına çıkarken
‘dil sürçmesi’ dedi..
Anayasayı işaret etti.. 330 oya atıf yaptı.. Spekülasyonlara geçit vermedi.. Toplumu rahatlattı..

Toplum gerildi

Milliyet okuru soran okur, sorgulayan okur..
Milliyet okuru farklı okur..
Cumhurbaşkanı rahatlattı diyorsun da, Anayasa Mahkemesi’ne tepkisine ne diyorsun diye soracaktır..
Sormakta da haklılar..
-
Cumhurbaşkanı, bütün kurumların üzerindeyse..
Cumhurbaşkanı, bütün kurumların uyum içinde çalışması görevini üstlenmişse..
Anayasa mahkemesine
tepki göstermesi ülkeyi
gerer derim..
Gerdi de..
Meclis’in dünkü gündemi buydu..
Yargıya inanç zaten yok da, en üst organa da inancı sarsar derim..
Gidilecek son kapıyı itibârsızlaştırır derim..
Çok yanlış derim..
Cumhurbaşkanı giderken olacakları biliyordu.. Basın toplantısından kalkarken son sözü; ‘ortalık karışacak’ oldu..
Dediği oldu; meydan karıştı, daha doğrusu gerildi..