Adalet yoksa demokrasi de olmaz

Ne yapsak ne etsek olmaz.. Sandık üstüne sandık koysak da olmaz.. Cumhurbaş kanından belediye meclis üyesine kadar, muhtara kadar tüm kademeleri seçimle belirlesek de olmaz..
Demokrasinin olması için adaletin olması lazım..
Seçim meydanlarından, en büyük, en çetrefilli davalara kadar her yerde olması lazım..
*
Konuşmaya seçimden mi başlayalım, büyük davalardan mı?
Hadi mahkemelerle başlayalım..
Türkiye’yi meşgul eden bütün büyük davalar çöktü..
Ergenekon çöktü..
Balyoz çöktü..
Hrant Dink davası çöktü..
Hem de öyle bir çöktü ki, yargı altında kaldı.. Hem de öyle bir çöktü ki, bir yığın şaibe, bir tomar tezgâh, bir dizi kirli oyun açığa çıktı..
Tek tek sıralamayayım.. Tek bir örnekle yetinelim.. Toprağın altından silah fışkırmıyormuş, o silahlar bulunmak için oraya konulmuş, koyanlar tarafından bulunmuş!..
*
Anayasa Mahkemesi hak ihlali başvurularını görüşmekten başını kaşıyamıyor..
Sebebi belli; yargı adaleti çalıştırmamış..
Yargı adil olmayı unutmuş..
Şimdi oturduk, durumu nasıl toparlarız diye kara kara düşünüyoruz.. Adaleti geri çağırmanın yollarını arıyoruz..
Ama bulamıyoruz..
Büyük davalar böyleyse, kamuoyunun gözü önündeki davalar bu haldeyse, gerisini siz düşünün..
Cezaevleri sesini duyuramayan binlerce insanla dolu..
Haksızlığa uğrayanlarla, tezgâha gelenlerle, adaleti mumla arayanlarla..
*
Ülke bu haldeyse o ülkede sağlam demokrasi var denebilir mi?
Dün de yazdım.. Bir ülke vesayetlerden vesayet seçmek zorundaysa.. Yargısı vesayet altındaysa.. Bir vesayet kalkarken öteki çörekleniyorsa demokrasiden söz edilebilir mi?
Yöneticiler şeffaf seçimle işbaşına geliyor olabilir.. Meclis saat gibi çalışıyor da olabilir..
Bunlar yeterli değildir..
*
Seçim dedik de demokrasinin sağlıklı olabilmesi için seçim yarışının da adil olması gerekiyor..
Adayların eşit şartlarda yarışması...
Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.. Yaşayarak görüyoruz..
İki aday kendi imkânlarıyla ilçe ilçe dolaşmaya, kendini tanıtmaya çalışıyor.. Üçüncü aday başbakanlığa ait ‘Ana’ uçağıyla il il geziyor..
Devlet, tüm imkânlarıyla, var gücüyle çalışıyor, öteki adaylarla yarışıyor!..

Seçmen fezlekeleri okudu mu?

Tartışma programlarında iktidar yanlısı bir konuşmacıyla cemaatten bir kişi karşı karşıya gelince ortalık hareketleniyor.. Heyecan dalgası esiyor..
Önce birbirlerini iğneliyorlar, laf çakıyorlar..
Sonra Allah ne verdiyse..
Araya bir parantez açayım.. Bunların eski hallerini biliyorum.. Can ciğer kuzu sarmasıydılar.. Birisinin lafı bitince öteki söze saygılı bir dille, anlattıklarınıza şu katkıyı yapmak istiyorum diye başlardı..
Etle tırnak gibiydiler!..
*
Konumuza dönelim..
Allah ne verdiyse kısmı 17 Aralık mevzuu açılınca başlıyor.. Cemaatten olan yolsuzluk, rüşvet diye bastırdıkça bastırıyor.. Savcıların görevden el çektirilmesine, fezlekelerin milletvekillerinden kaçırılmasına kadar döşendikçe döşeniyor..
İktidarcının gardı düşer gibi oluyor ama çabuk toparlıyor.. ‘30 Mart’ta millet bu iddiaları elinin tersiyle itti, itibar etmedi, komplo olduğunu anladı’ diyor..
30 Mart seçimi aklamışmış!..
*
Oturduğum yerden soracağım ama sesimi duymazlar ki.. Hem araya girmek de olmaz.. Ne de olsa eski ortaklar..
Sorum şu..
Seçmen fezlekeleri görmüş mü, iddianameyi okumuş mu? İddiaları biliyor mu? Belgeleri kanıtları incelemiş mi?
Hayır mı?
O zaman nasıl karar vermiş..

TRT ile başa çıkmak zor!

YSK neredeyse havlu atacak.. TRT ile başa çıkamıyor.. Adil yayın, tarafsız yayın yaptıramıyor..
Çünkü, TRT Başbakan’dan başka aday tanımıyor.. Başbakan’ın cumhurbaşkanı adayı olarak yaptığı bütün konuşmaları, bütün mitingleri yayınlıyor..
Yetmiyor, haberlerde uzun uzun bir daha veriyor, bir daha, bir daha..
Bununla da yetinmiyor.. Seçmenin sesi adlıyla program yapıyor, propagandanın kralını ekrana basıyor..
Soru şu; cumhurbaşkanı siyasetçi olmalı mı?
Seçmenin cevabı; tabii ki olmalı, memlekete hizmet etmeli..
Soru; cumhurbaşkanı hükümetle uyumlu olmalı mı?
Cevap; uyumlu olmalılar, iç içe olmalılar..
Soru; gelişmiş ülkelerdeki sistemi biliyor musunuz? Ülkemiz hangi sistemle yönetilmeli..
Cevap; başkanlık.. O olmazsa yarı başkanlık.. Her şey değişirken bizim de rejim değiştirmemiz lazımmış. Değişime karşı durulmazmış..
*
Hal buysa, ekranlar bu şekilde dolduruluyorsa TRT yayıncılık yapıyor, propaganda yapmıyor denilebilir mi?