ADANA KEBABA SOĞAN KONULUR MU?

Pazar pazar bu da ne demeyin..

Bir döneme damgasını vuran önemli doktrin tartışmasıydı..

Adana kebabı soğanlı mı olur, soğansız mı?

Hatırlıyorum; aylarca tartıştık..

Aslında hâlâ tartışılıyor..

Gelin sizi 36 yıl önceye götüreyim..

Önce o günleri anlatayım..

12 Eylül askeri darbesi üzerimizden silindir gibi geçmişti.. Nefes alacak halimiz kalmamıştı..

Parlamento kapatılmış, siyaset yasaklanmış, binlerce insan hapse atılmış, gazetecilik yapmak, ülke meseleleri üzerine konuşmak suç haline gelmişti..

Cumhuriyet gazetesinde çalışıyordum.. Siyaset bilimi okuyan tıfıl spor muhabiriydim..

Direksiyonda Hasan Cemal vardı.. Gazeteyi çıkarmak, ayakta tutmak başlı başına meseleydi..

Gazetecilikten politikacılığa geçenler mesleklerine geri döndü.. Bülent Ecevit Arayış dergisini çıkardı..

Altan Öymen Cumhuriyet’e döndü, köşe yazarlığına başladı..

Fakat!.

Askerlerin buna bile tahammülü yoktu.. Bir bildiriyle (bugünün KHK’sı gibi düşünün) eski politikacıların Türkiye üzerine beyanat vermelerini, makale yazmalarını, toplantı yapmalarını yasakladılar..

Altan Öymen ne yapsın?!.

Limon satacak hali yok ya.. (Bu arada bizim mesleğin klasik sözüdür.. Aldığı ücreti beğenmeyen, yöneticisine kızan limon satarım daha iyi der ama 1979 yılından beri bu işin içindeyim, limon satmayı tercih edeni daha görmedim..) Mesleğini yapacak..

Karikatürist Tan Oral’la birlikte Çukurova’ya gittiler (Adana/Mersin/İskenderun).. Ve basın tarihine geçen muhteşem bir yazı dizisine imza attılar..

O günleri hatırlıyorum.. Soluk soluğa okuyorduk.. Çukurova’yı anlattılar, tarihiyle, kültürüyle, insanıyla, yeme içmesiyle..

Sıcak, pamuk toplama, Adana kebabı..

Röportajın üç başat konusuydu..

Tabii Adana’nın neden orada kurulduğu.. Neden deniz kenarında veya yaylada değil de sıcağın merkezinde..

Adanalıların serinlemek için neden deniz kenarına gitmedikleri..

Neden yaylaya çıktıkları..

Yaşar Kemal’in gençliğinde günde kaç kilo pamuk topladığı.. Ferdi Tayfur’un pamuk işçiliğinden traktör şoförlüğüne nasıl geçtiği..

Dizide yok yoktu..

Adana kebabı soğanlı mı olur, soğansız mı tartışması bile vardı..

Benim de o tarihlerde Adana’ya gitmişliğim var..

Benim de o tarihte Adana’dan Silifke’ye karış karış gezmişliğim var..

Benim de kavurucu sıcağı tokat gibi yemişliğim var..

Benim de kebaba düşkünlüğüm var..

Benim de humusu humus gibi yapanlardan yemişliğim var..

Ve başladık tartışmaya; Adana kebabı soğanlı mı olur, soğansız mı? Adana kebabı İstanbul’da hakkıyla yapılıyor mu, yapılmıyor mu?

12 Eylül’ün ağır ortamında kebap üzerine bu doktrin tartışması ilaç gibi gelmişti..

Meşhur Mesut kebapçısı ‘Soğan konulmaz’ diyor, meşhur Onbaşı kebapçısı ‘Soğan konulur’ diyor..

Gel de çık işin işinden..

1981 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bu dizi-röportaj kitaplaştırıldı..

Adı: 01 Adana..

Koşa koşa kitapçıya gittim.. Aradan 36 yıl geçmiş, inanın okurken aynı tadı aldım.. Bence iletişim fakültelerinde ‘Kent röportajı böyle yapılır’ başlığıyla okutulmalı..

Herkese öneririm..

İnanın okurken çok keyif alırsınız..

İyi pazarlar..