Apo’dan özür dileyelim demedikleri kaldı!

Okuyunca tüylerim diken diken oluyor..
Neler yazıyorlar neler..
AKP’ye kıyak olsun diye mi yazıyorlar, fırsat bu fırsat devleti dövelim diye mi, askeri kıstırdık atış serbest mantığıyla mı..
Yoksa hepsi birden mi?
Bilmiyorum..
* * *
Biri çıkıyor, orduyu lağvedelim diyor.. TSK’ya Yeniçeri ordusu muamelesi çekiyor..
Diğeri neredeyse PKK’dan da Öcalan’dan da özür dileyelim bu iş bitsin kıvamında yazıyor..
Orduyu lağvedelim diyen AKP’ye yakın bir isim.. Eşi milletvekili.. İnsanın içine kurt düşüyor, AKP kulislerinde bunlar mı konuşuluyor?
Böyle bir hazırlık mı var?
Yoksa ‘mümtaz’ bir öneri mi?
* * *
Ötekine geçelim.. Şu yaklaşıma bakın..
“PKK hareketinin 1984’te parlamasından bir süre sonra, devlet karşı hücuma geçti.”
1984’te ne oldu?
PKK militanları köy basmaya, mezra basmaya, kendilerine itaat etmeyen, boyun eğmeyen Kürtleri öldürmeye başladı..
Yazar arkadaş karşı atağa geçtiği için devlete kızıyor.. Ne yapacaktı, görmezden mi gelecekti?
Dahası da var..
Öcalan barbar, acımasız, kan dökmeyi seven, vahşet tutkunu, bebek katili bir terörist olarak sunulmuş..
Öyle değil miydi?
Efendim Apo’nun insani yönlerinin üstü kapatılmış..
Yazar arkadaş demek istiyor ki; Apo’nun insan yönü parlatılsaydı, askerler PKK ile mücadelede daha müsamahalı davransaydı bugün bu sorun rahatlıkla çözülürdü..
Pes!
Devlet düşmanlığı gördüm de bu kadarını görmedim.. Neredeyse PKK’yı dünyanın en demokrat örgütü, Apo’yu da dünyanın en sevimli adamı olarak sunacak..
(PKK’yı öğrenmek isteyenlere küçük bir not: Eliza Marcus’un Kan ve İnanç kitabı )
* * *
Bunları niye yazıyorlar? Kürt meselesinin çözülmesine katkı da olsun diye mi?
Yooo..
Kendi arkadaş gruplarına girdiklerinde birilerinden ‘baba iyi çakmışsın’ sözünü duyabilmek için..

Albay’ın imzası..
Adli Tıp Kurumu Başkanı itiraf etti.. Duruma göre rapor verdiklerini söyledi..
Yani raporları bilimsel değil..
Siyasi..
Ülke ne hale geldi.. En hayati kurumlar bile kararlarını ‘bizden’, ‘bizden değil’ mantığıyla alıyor..
Hastaya hasta demek için bile hastanın siyasi kimliğine bakıyorlar..
Bu işler hep böyledir.. Siyasetçiler bu tür kurumları ele geçirir sonra istedikleri kararları ‘bilimsel’ kılıfına sokarak çıkarırlar..
* * *
Kurum Başkanı İnce’nin itirafından sonra Albay Durmuş imzası için verilen ‘gerçek’ raporuna da kuşkuyla bakmaya başladım..
‘Gerçek’ kararı siyasi mi değil mi?

GDO’lu ürünler de aşı gibi.. Herkes karşı!
Domuz gribi aşısı olmasa krize girerdik.. Salgın dünyayı sarmış bizde aşı yok..
Olacak şey mi?
Karalar bağlardık..
Aşı geldi, oh diye tam derin bir nefes alacaktık ki Başbakan çıktı; ben aşı olmam dedi.. Cumhurbaşkanı da olmayacağını ima etti..
Gerisi çorap söküğü gibi..
Bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar ‘vallahi olmam billahi olmam’ yarışına girdi..
Siz olmuyorsanız biz niye olalım..
Bu aşı bu kadar kötü bir şeyse.. Başbakan dahil tüm iktidar kadroları karşıysa 43 milyon doz niye satın aldınız?
Müzeye koymak için mi?
Bizim için mi?
* * *
Sadece aşı olsa tamam, bir de GDO meselemiz var..
GDO’lu mu, GDO’suz mu muhabbetinden geçilmiyor..
GDO dedikleri genetiğiyle oynanmış ürün.. Yeni yönetmelik hazırlandı; binde 9’a kadar GDO’lu ürüne ithal izni çıktı..
Kimi hemen damgayı vurdu; bu meşrulaştırmaktır..
Bunun üzerine Tarım Bakanı “Ben yemem” dedi.. Başbakan da yemez karşı.. Öğrendik ki Başbakan’ın eşi de karşı..
Emine hanım seminerde konuşmuş.. GDO’lar büyük tehdit demiş..
GDO’lu ürünler de domuz aşısı gibi olacak..
Herkes karşı..