AVRUPA’YLA KAVGA EDERSEK NE OLUR?

Davut- oğlu’nun yerine gelen Binali Bey’in ilk demeci şu olmuştu..

‘Dostlukları artıracağız, düşmanlıkları azaltacağız. Dış politika hedefimiz budur’ demişti..

Haklıydı..

Hangi birini sayayım..

Libya’dan başlarsak..

Mısır, İsrail, Suriye, Irak, İran, Ermenistan, Rusya..

Kavgalı olmadığımız ülke yoktu..

Binali Bey’in bu çıkışı dış politikada paradigma değişikliğinin işaret fişeği kabul edildi..
Edildi ama altı ay geçti..

Durumda köklü değişiklik yok..

İsrail’le barıştık.. Rusya’dan özür diledik, arayı düzelttik gibi ama Moskova hâlâ

bariyerleri kaldırmış değil..

***

İşin kötüsü, ‘anlaşamadığımız’ ülkeler paketine yenileri eklendi..

Dostluklar artacağına azaldı..

ABD ile aramız bozuldu..

Obama’nın koltuğuna Trump oturunca ‘eski günlere döner miyiz’ umuduyla bekliyoruz..

Çin’le aramız limoni..

Avrupa ile resmen kavgalı..

***

Hem de kavga, restleşme düzeyinde..

AB İlerleme Raporu’nun sert çıkması, idamı getirirseniz sizi Avrupa Konseyi’nden atarız iması Ankara’yı sinirlendirdi..

Daha doğrusu, çileden çıkardı..

Cumhurbaşkanı referanduma giderek üyelik başvurusunu geri çekmekten söz etti..

Başbakan verdi veriştirdi..

MHP lideri iktidara arkalarında olduklarını ilan etti..

Avrupa’ya süre de verdik.. 2017’nin ocak ayına kadar!..

***

Soru şu; referanduma gidersek, halka sorarsak Avrupa defterini kapatır mıyız?

Yüzde yüz!..

Öyle bir milliyetçilik rüzgârı estirilir ki; sandıktan AB’ye hayır çıkar..
Soru şu..

Bu hal Türkiye’nin yarına mı olur; Avrupa ile köprülerin atılması Türkiye’yi daha da güçlü mü kılar?

Bu soruya yanıt vermeyeyim.. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dünkü konuşmasından alıntılar yapmakla yetineyim..

Gül diyor ki..

- Yaşanan süreci sağlıklı bulmuyorum..

- Esas hedef AB’nin 27-28 üyesinden biri olmak değildir, mesele o seviyede bir ülke olmaktır.

- Bunu Avrupa’ya taviz vermek anlamında görürseniz yanılırsınız.

- Süreç sürekli işimize yaramıştır, ekonomik olarak da siyasi olarak da yaramıştır.

- En büyük ekonomik büyümeleri AB’ye üyelik sürecinde gerçekleştirdik.

- Bu süreç içerisinde Türkiye’ye en büyük yabancı sermaye geldi. 2002 öncesinde yıllık 1 milyar dolar gelirdi, öyle yıllar oldu ki yıllık 28 milyar dolara kadar sermaye geldi.

- Temel hak ve özgürlükler konusunda standardımız daha yüksek değilse, bu Avrupalıya verilen bir hak mı yoksa Türkiye halkına verilen bir hak mı?

Adı önemli değil

İktidar partisi sistemi nasıl değiştirmek istediğini maddeler halinde MHP’ye gönderdi..

İlk bilgi şu..

Anayasa değişikliği metninde ‘başkan’ değil, ‘cumhurbaşkanı’ yazıyormuş..

Cumhurbaşkanı sistemi önerilmiş..

Çok önemli mi?

Değil..

Hükümet sözcüsü önceki gün açıkladı..

‘Şu anda üzerinde durduğumuz tam ve güçlendirilmiş bir başkanlık sistemidir. Adı başkanlık ya da cumhurbaşkanlığı sistemi olabilir’ dedi..

***

İktidara başkanlık yetmiyor..

Güçlendirilmiş istiyor..

Tam ve güçlendirilmiş sistem neymiş göreceğiz..

İşsizlik yüzde 11.3 asıl mesele bu

Ağustos ayı işsizlik verileri açıklandı..

Dehşet..

İşsizlik geçen yıla göre yüzde 1.2 artmış.. Geçen aya göre yüzde 0.6..

Yüzde 11.3..

Bu resmi işsizlik rakamı..

İş bulma umudu taşıyanların sayısı.. Son üç ay içinde iş arayanların sayısı..

Adam bir yıldır işsizdir; umudunu kesmiştir, iş aramayı bırakmıştır..

Onlar hariç..

Onlar sayılmıyor..

Son üç ayda iş arayanların sayısı 3 milyon 493 bin kişi..

Gerçek işsiz sayısı bilinmiyor..

***

Gençlerde durum daha da kötü.. 15-24 yaş aralığında işsizlik oranı yüzde 19.9..

Öğrenciler hariç..

Okulu bitiren veya okuma imkânı bulamayan her beş gençten biri sokakta..

Kahvede..

Türkiye’nin asıl meselesi bu..

Sadece bizim değil, Amerika’nın da bu, Avrupa’nın da bu, dünyanın da bu..

Fark şurada.. Onlar konuşuyor, tartışıyor, kafa yoruyor..

Biz ‘istatistik’ olarak görüyoruz..

DİĞER YENİ YAZILAR