BEN İHANETİ SEVİYORUM..

O an yok mu o an.. İhanet anı!.. Ne büyük mutluluk, ne büyük suçluluktur!..
İnsanlar sırf o anı yaşamak için diyete başlıyor.. Her şeyin diyeti oluyor tabii de biz yemekle ilgili olanına bakalım..
Yaz geldi ya, diyet meselesi çok moda..
Cadde’de mutlaka okumuşsunuzdur.. Mehveş Evin 7 günde 3.5 kilo verdiren detoks programına katıldı..
Yüzde 30 gazetecilik adına, yüzde 30’u ‘bu ne iştir’ merakıyla, yüzde 30 ‘fırsat bu fırsat kendimi yenileyeyim, iki üç kilo vereyim’ düşüncesiyle..
Geriye kalıyor yüzde 10..
O ne diyeceksiniz?
İhanet..
İhaneti yaşamak isteği..
Mehveş ikinci gün detoksa ihanet etmiş.. Haksız değil.. Üç gün yazı dizisi yaptı.. Aman Allah.. Gün, sabah limonlu su ile başlıyor, meyve, sebze sularıyla devam ediyor, arada bol miktarda ‘çimen shot’ atılıyor, karışık meyve suyu ile noktalanıyor..
Mehveş tam kendini su işine kaptırmışken Hisarönü’nde (dünyanın en güzel koylarından biri) balık-rakı daveti almaz mı?
Gel de ihanet etme..
Zaten ihanet etmese ihanet etmiş olurdu!.. (Rakı-balığa tabii, ömür boyu dilimizden kurtulamazdı)
*
Diyet enteresan bir şey.. Bizim gazetede ömür boyu diyette olanlar var..
Milliyet’e geldiğimde bir anlam verememiştim.. Akşamüstü beşte çoğu kişi kaşarlı tost yiyordu.. Anlaşmış gibi aynı saatte tost çay..
Karnım tok, öğle geç yedim, çok yedim, fazla kaçırdım gibi mazeretler yasak.. Talimat vermişler, saat beş tostlar hazır..
İki elleri kanda olsa yiyorlar!..
Bu işin uzmanı ve başkanı Yazı İşleri Müdürümüz Tahir!..
Misal.. Antep’ten kuru baklava gelmiş.. Herkes ne kadar yiyelim diye Tahir’e bakıyor.. Veya Tahir ne kadar yerse herkes o kadar yiyor..
(Bıraksalar tepsiyi anında mideye indirecekler ama birbirlerinden utanıyorlar.. Biri ihanet etse gerisi çorap söküğü gibi...)
*
Düşündüm.. Milliyet’in geleneksel yemek tarzı olamazdı herhalde.. Bu ne iş diye sordum soruşturdum.. Meğerse diyet yapıyorlarmış..
Yiyerek!..
Ağızları hiç durmuyor, günde yedi sekiz öğün yiyorlar.. Benim yediğimin iki katı falan..
Durum nedir diye soruyorum; kimi beş kilo verdim, kimi sekiz kilo, kimi on kilo verdim diyor..
Çok uzun sürede değil.. İki üç ayda..
Hâlâ niye devam dedim.. Yeme tarzları olmuş..
Aklım kesmedi ama sesimi de çıkarmadım; taa ki Bahtiyar’ı dinleyene kadar.. Bahtiyar yemek bölümünün en has, en değerli elemanlarından..
Tansiyonu yükselmiş, doktor 10 kilo ver öyle gel demiş..
O da bizim gazetenin meşhur diyetisyeninin kapısını çalmış..
Sonuç iki ayda 14 kilo!..
Tığ gibi oldu.. Ne yaptın dedim..
Bir saydı ki; ben onun yediğinin yarısını yiyorum.. O kilo veriyor, ben kilo almamak için dağ bayır koşmaktan helak oluyorum..
Anladım ki o düzenli yiyor, bilimsel yiyor, kuralı bozmuyor, yeme saatlerini geçirmiyor..
Anında meşhur diyetisyene müracaat..
Anında diyet..
*
Sonuç ne diye merak ederseniz..
Ben ihaneti seviyorum.. İhanet kısmına bayılıyorum..
Hem mutluluk duyuyorsun, hem suçluluk..
Daha ne!..

Yine Sabiha Gökçen..
İki ay oluyor.. Sabiha Gökçen’den uçmuştum.. Güvenliği geçip içeri girmek, uçağa ulaşmak bir dertti.. Tek kapı açıktı, güvenlik elemanı yok denecek kadar azdı..
Haliyle yolcuya beklemek düşüyordu..
O gün yazdım!..
Bugün de yazmam gerek..
Cuma sabahı yedi uçağına bineceğim.. Yine aynı sıkıntı olur diyerek zamanından çok önce gittim.. Alana geldim, binanın dışı araçtan geçilmiyor, inen, binen.. Belli ki o saatte çok sayıda uçak kalkacak..
Eyvah dedim yine ayvayı yedik.. Sinir harbi başlıyor..
İlk güvenlikten nasıl geçtim bilmiyorum, pat diye içerdeyim; Allah Allah nasıl oldu!..
Uçuş kartımı aldım ikinci güvenlik noktasına geldim, kalabalık aynı kalabalık, ama 30 saniyede içerdeyim..
Durdum, bir süre izledim..
Sabahın altısında geçiş noktalarının tümü açıktı.. Göz ucuyla saydım 30 güvenlikçi çalışıyordu.. (Sekiz geçiş kapısı var)
Kutlamak gerek..
Sıfır eziyet..
İki ay önce o eleştiriyi yazdıysam, bugün bu kutlamayı da yazmam gerek..
Not: Sabiha Gökçen sadece bu hizmetiyle değil, yeme-içme merkezleriyle de dört dörtlük olmuş..