BİR TÜRKİYE Mİ? İKİ TÜRKİYE Mİ?

Tarihçi Prof. Şükrü Hanioğlu Sabah’taki köşesinde iki önemli yazı kaleme aldı..

Aslında bir tartışmanın kapısını açtı..

Aslında Türkiye’nin en önemli konusunu ele aldı..

Nedir o?

Kutuplaşma..

İki ayrı Türkiye, iki ayrı yaşam biçimi..

Söylediklerini özeti şu.. Geçmiş yönetimler ‘bir Türkiye’ yaratmak için izledikleri politika ‘iki Türkiye’yi tahkim etti..

Şimdiki yönetimin de ‘bir Türkiye’ yaratma girişimi benzer netice veriyor.. ‘İki Türkiye’yi tahkim ediyor..

Bu mesele önemli..

Gelin Prof Hanioğlu’nun yazısından bazı bölümlere göz atalım..

***

Söylem düzeyinde iddia edildiğinin tersine “kaynaşmış bir kitle” yerine kutuplaşan ve çatışan İki Türkiye” yaratmışlardır. Gençleri ideolojik vurguları güçlü eğitim aracılığıyla toplumsallaştırarak yeni nesil yaratma girişiminin ne denli sınırlı yol alabildiği de ortadadır.

Aynı yöntemleri uygulayarak kutuplaşma ve çatışmanın asgarî düzeye indirildiği “Bir Türkiye” yaratma girişiminin benzer neticeler vermekle kalmayarak “İki Türkiye”yi tahkim edeceği şüphesizdir.

Bu nedenle “Bir Türkiye”yi karşı kutbu “dönüştürerek,” “ marjinalleştirerek” oluşturma uğraşı yerine bir paradigma değişimine gidilmesi gerekmektedir. Herkesin kendisi olarak katılabileceği, kimsenin marjinalleştirilmeye çalışılmadığı, eğitimin temel hedefinin tercih edilen eğilim ve dünya görüşlerini içselleştirmiş, “yaşı genç kopyala- rımız”dan oluşan “nesiller” yaratmak olmadığının kabul gördüğü, “çoğulculuk” temelli bir toplum, asırlık çatışma ekseninin tedricen önemini kaybetmesine yol açacaktır.

***

Asırlık kutuplaşma ve çatışma sonrasında toplumumuzun böylesi bir değişime gidebilmesi kuşkusuz kolay değildir. Yaşanılan iki büyük savaş “İki Fransa” arasındaki kutuplaşma ve çatışmanın küllenmesinde önemli rol oynamıştı. I. Dünya Harbi’ni kutuplaşma öncesi ve çok uluslu imparatorluk parçası olarak yaşayan, İstiklâl Harbi sonrasında kapsamlı bir savaşa girmeyen Türkiye’de bunun daha zor olacağı şüphesizdir. Ancak böylesi deneyimler olmadan da “çoğulcu” bir toplumda hepimize yer bulunduğu, karşıtlarımızı “dönüştürme”nin anlamlı, daha da önemlisi “mümkün” olmadığı, yeni neslin toplumsallaştırma yoluyla tek tipleştirilemeyeceği, bu alanda zamanın ruhuna karşı koymanın imkânsızlığını görebilmek zor değildir.

Bu gerçekliğin fark edilmesi, bir asırdır “dönüştürerek,” “marjinalleştirerek” ve “ toplumsallaştırarak” yaratamadığımız “Bir Türkiye” hedefine ulaşabilme konusunda ilk, ama en önemli adımın atılmasını sağlayacaktır.

***

Üzerine kafa yormamız, çözmemiz gereken temel mesele bu..

Ama maalesef konuşmuyoruz, tartışmıyoruz..

Bodrumlu deprem uzmanı olmuş!.

Yarımadaya indim.. İlk durak her zaman olduğu gibi Yalıkavak belediye kahvesi..

Tavsiye ederim; köftesi nefis..

Ev köftesi derler ya; aynen öyle..

Denize karşı soluklanırken yan masalara ister istemez kulak kabarttım..

Sohbet; deprem..

***

- Fena sallandık ya..

- Artçıymış, bir süre daha çekeceğiz..

- Ne artçısı abi, bu harbi depremdi..

- Uydurma..

- Abi artçı ne demek, büyük depremden sonra giderek küçülen deprem demek..

- Bir ayda uzman oldun.. 4.9 diyorlar.. Büyük depremden daha küçük..

- Değil abi, önceki gece 4.2’lik deprem olmuştu, bu ondan büyük..

- Tamam işte ilk artçılardan küçük.. Beşten az..

- Hayır, yanıltıyorlar.. Kandilli 5.3 demiş.. Yeni deprem bu abi..

***

Yalıkavak’ta denize karşı muhabbet buydu..