CUMHURBAŞKANI PARTİLİ OLURSA!..

İktidar partisi, başkanlık seçenekleri içinden partili cumhurbaşkanını seçmiş olmalı ki; iktidara her daim destek veren yazarlar yavaş yavaş topa girmeye başladı..
Türk usulü başkanlık sisteminin adını anmıyorlar.. Cumhurbaşkanının partisinden kopmaması gerektiğine methiye düzüyorlar..
*
Ne diyorlar diyeceksiniz?
Ne demiyorlar ki; cumhurbaşkanının partisiyle bağını koparması vesayet sisteminin son halkasıymış.. 1960 Anayasası’yla konulan kural kaldırılmalıymış, partili cumhurbaşkanı sisteminin ihya edilmesi gerekmekteymiş..
Yok artık demeyin..
Durum bu.. Cumhurbaşkanının aynı zamanda partisinin genel başkanı olmamasını vesayet rejimi olarak satıyorlar..
Cumhurbaşkanının partili olmasını ileri demokrasi kılıfıyla pazarlıyorlar..
Pes diyeceksiniz ama vaziyet bu..
Önümüzdeki günlerde bu söylemin dozu giderek artacak, başka kalemlere de sirayet edecek..
*
Savları şu, Cumhurbaşkanı Gül’ün yasal olarak bağı yok diye AK Parti’den farklı bir düşünce yapısı içinde olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bu söylemin aldatmaca olduğunu o satırların yazarı da biliyor ama işine gelmiyor!
Cumhurbaşkanının partisiyle aynı düşünce yapısında olması başka şey, resmen partisinin başında olması başka şey..
Partili cumhurbaşkanı demek yarı başkanlıktan daha da öte bir sistem demek.. Cumhurbaşkanının partisinden milletvekili olacakları seçmesi demek.. Partisi iyi sonuç alsın diye meydanlara çıkması demek.. Öteki partilerle ağız dalaşına girmesi demek.. Yasamayı dizayn etmesi demek, yürütmenin tek hâkimi olması demek..
Başbakan’ı kendisinin belirlemesi demek..
Partisinin devletin partisi olması demek..
Uzatmayayım..
Demek, demek, demek...
*
Biraz geriye gidelim.. Süleyman Demirel, DYP Genel Başkanı ve Başbakan’dı.. DYP Genel Başkanlığı’nı bırakmasaydı ne olurdu şöyle bir düşünün..
Cumhurbaşkanı forsuyla partisinin mitinglerine katılsaydı..
Türkiye’nin halini şöyle bi gözünüzün önüne getirin...

İçki yasağı kimi vurur?

Hemen söyleyeyim, Anadolu’daki gençleri vurur.. Ay sonunu zor getiren orta hallileri vurur..
Nedenini anlatayım..
Kabul, parklarda içilmesin.. Medeni ülkelerde kimse elde bira parklarda dolaşmıyor.. Çimlere çöküp içkisini yudumlamıyor.. Şişelerini ortalığa atmıyor..
Bizdeki durum hakikaten rezalet..
Parklarda hemfikiriz de piknik alanları ne oluyor?
Özellikle Anadolu’da gençlerin, orta gelirlilerin neredeyse tek eğlence yeri; piknik alanlarıdır..
Haftada bir gün ancak gidilir..
Kırlar, gençler için nefes alma alanıdır.. Orta gelirlilerin buluşma yeridir.. Genelde bira içilir, rakı pahalı gelir.. Ara sıra tüketilir..
*
Cumartesi günü Eceabat’ta limanın hemen oradaki tekel bayiine sordum.. Haftada dört şişe rakı satılıyormuş..
Millette para yok ki dedi.. Memleketin alkol tüketimi bu kadardır.. Abartmaya gerek yok..
Çoğu kentte zaten ne içkili lokanta var ne meyhane..
Piknik alanları da yasaklandığına göre.. Demek ki erkek erkeğe eve kapanma dönemi başlayacak..
Başlayacak demem yanlış, var zaten..

Ruhsat verenin hiç mi suçu yok!

Zeytinburnu’nda yükselen üç kule var ya.. Hani İstanbul’un, tarihi yarımadanın silüetini bozan..
Hani defalarca yazıldığı halde ipleyen olmamıştı ya..
O kuleler..
Biliyorsunuz, mahkeme ruhsat ve imar planlarının hukuka aykırı olduğunu belirterek iptal etti..
Danıştay onaylarsa kuleler tıraşlanacak, makul seviyeye inecekmiş!..
*
Yıkılmalarına itirazım yok.. Tam tersi çok da iyi olur, örnek olur..
Kafama takılan sorular başka..
Mahkeme bu kararı Başbakan müteahhidi kastederek; ‘Tıraşla dedim bir şey yapmadı, çok kırıldım, 5 yıldır konuşmuyorum’ dediği için mi aldı?
Çünkü kuleler yeni değil, eski..
*
Daha da önemlisi hukuka aykırı imar planı yapan, ruhsat veren Zeytinburnu Belediye Başkanı ile Büyükşehir Belediye Başkanı’na ne olacak?
Hukuka aykırı ruhsat verenler..
Hesap sorulmayacak mı, bedelini ödemeyecekler mi?
Hem siyasi olarak..
Hem maddi olarak..
Hukuka aykırı imar planı yaptıklarına göre, ruhsat verdiklerine göre..
Bedeli olmalı..