GEZİ RUHU’NA ZARAR VERİYOR

Gidişat iyi değil.. Gidişat güvenlik bürokrasisinin ekmeğine yağ sürüyor.. Gidişat Gezi ruhunu öldürüyor..
Açık söyleyeyim.. İstiklal Caddesi bunaldı.. İstiklal Caddesi yoruldu.. O eline pala alıp, sopa alıp sokağa fırlayan manyakları demiyorum..
Gezi eylemcilerine ilk gün kapılarını açan, ilaç veren, su veren, yiyecek veren, biber gazından kaçanları dükkânına alan, kendini kapıya siper ederek polisi sokmayan esnaftan söz ediyorum..
45 gün oldu..
Yoruldular.. Perişanlar..
*
Her gün çata pata hali, Gezi Ruhu’na zarar veriyor.. Polisin Gezi’de bıraktığı kötü izleri siliyor.. Hoyratlığını, orantısız güç kullandığını, insanların gözünün içine biber gazı sıktığını, yerde yatanlara bile tazyikli su sıkarak cezalandırdığını, daha fazla zarar versin tazyikli suyun içine ilaç kattığını gölgeliyor..
Unutturuyor..
İstiklal’de atılan her taş, her sopa artık Gezi Ruhu’na zarar veriyor.. Gezi’nin yarattığı o devasa sempatiyi törpülüyor..
*
Protesto eylemleri durup dururken yapılmıyor ki, haklı gerekçeleri var, denilecek..
Doğru.. Yüzde yüz katılıyorum..
TMMOB’a gece yarısı kesilen ceza protesto nedeni..
Taksim Dayanışması üyelerinin gözaltına alınıp, gözaltında kötü muamele yapılması, kadınların çırılçıplak soyulması protesto nedeni..
Ali’nin polis kılıklı kişiler tarafından dövülerek öldürülmesi.. Kamera görüntülerinin bir kısmının silinmesi.. Eskişehir Valisi’nin, arkadaşları yapmıştır açıklaması protesto sebebi..
Tamam.. Protesto edelim ama eski yöntemle değil..
Gezi’nin Ruhu’ndan çıkan yeni yöntemle..
*
Yani.. Klasik metotla değil.. Yürüyüş yaparak, slogan atarak, basın bildirisi okuyarak değil..
Yaratıcı işler yaparak..
Gezi eylemlerinden akılda ne kaldı.. Sabaha kadar verilen piyano resitali kaldı.. Duran adam kaldı.. Çadırlarda şarkılı türkülü sohbetler kaldı.. ‘Biberden sıkıldık, çileklisi yok mu’ gibi kafa yapan, akıl dolu sloganlar kaldı..
Bunlar ses getirdi.. Bunlar milyonların sempati duymasına neden oldu.. Bunlar Gezi’yi Gezi yaptı..
Dünyanın ilgisini çekti..
Ne bileyim, Galatasaray’dan Taksim’e yürüyeceklerine mesela smokinli-tuvaletli on çift Taksim’in ortasında dans etsin..
Vals, tango, rumba, cha cha, samba, twist, salsa, canları ne isterse.. Dansın sonunda mesela Ali’yi döverek öldürenlerin yakalanması için desinler.
Daha etkili, daha anlamlı olmaz mı?
Gezi Ruhu’nun protesto biçimi bu değil mi?
*
Önceki akşam Ankara’da da eylemler oldu.. Tazyikli su, biber gazı yine sahnedeydi.. Ama eyleme damgasını vuran neydi biliyor musunuz?
Üç kadının TOMA’nın önüne geçerek dans etmesi...
Beyinlere o fotoğraf kazındı..

Elif Çakır itiraf et, kurtul!

Geçen hafta üst üste iki yazı yazdım.. Daha doğrusu yazmak zorunda kalmıştım..
Hani üstü çıplak, deri eldivenli 70-100 kişinin saldırısına uğradığı, üstüne işendiği iddia edilen genç anne vardı ya onla ilgili...
Kim köpürttü, kim abarttı, içine kim fantezi kattı diye sormuştum..
Elif Çakır o yazının yayımlandığı gün köşesinde şu satırlara yer vermişti; ‘Adam çokluğu ve deri eldiven üzerinden itibarsızlaştırma yaparak ‘pazarlık’ yapmaya çalışıyorlar.’
Bu satırlarda çark vardı..
Sormuştum.. İstanbul’un işgalinden beri yaşanmadığını iddia ettiğiniz olay yalan mıydı?
Üstü çıplak, deri eldivenli 100 adam masal mıydı?
Çakır’a arka çıkan Mustafa Karaalioğlu ‘MOBESE kayıtlarını da içi rahat etmeyenler bulsun’ diyerek meseleyi kapatmaya çalıştı..
Ama mesele kapanacak gibi değildi.. Çünkü böyle bir olayın olmadığı açıklandı.. Vali ne yapsın!.. Böyle bir olay yok dememek için böyle bir görüntü yok dedi..
Anlaşılan; 100 adam fanteziydi, uydurmaydı.. Gezi Parkı gençlerini itibarsızlaştırma için kurgulanmış senaryoydu..
Bir dönem askerlerin kara propaganda sitelerindeki haberler gibiydi..

Yasama mı? Onaylama mı?

Meclis 10 gün boyunca sabahlara kadar çalıştı.. Günde 13 saat mesai yaptı..
80 yasayı kapsayan 100 konuda 200 maddede değişiklik yapılmış..
Tek torbada.
Tek hamlede..
*
Bu tabloya bakıp yasama organı iyi çalıştı diye alkışlayalım mı?
Kendimizi kandırmayalım..
Yasama organı yasa yapmadı, idareden gelen istekleri onayladı.. Prosedürü yerine getirdi..
Hakkıyla olsa, 10 günde 200 yasa maddesi nasıl değişir.. Milletvekilleri yasa değişikliğini inceleyecek, ne olduğunu anlayacak, gerekirse uzmanlara danışacak, oyunu buna göre belirleyecek..
Bu dar sürede mümkün mü?
Değil.. Bırakın içeriğini, insanın aklında yasaların adı bile kalmaz.. Sorun bi vekile, bilmez!.. Suçlamıyorum, bilmesinin imkânsız olduğunu anlatmaya çalışıyorum..
Sonra diyorlar ki; bizim demokrasisinin neyi eksik..
Meydanda değil mi?