İKTİDARDAKİ MUAZZAM DEĞİŞİM

Eklenme Tarihi04.01.2012 - 2:30-Güncellenme Tarihi03.01.2012 - 20:06

Uludere katliamı iktidar partisindeki muazzam değişimi de ortaya çıkardı..
İktidar partisine destek veren yazarlardaki zorunlu dönüşümü de gözler önüne serdi..
Muazzam değişim ile..
Zorunlu dönüşüme bakalım..
*
Uludere’deki bombalama olayından sonra iktidar uzun süre sessiz kaldı.. Sessizliğin daha fazla sürmeyeceğini anladıktan sonra..
Olayda dahli olan tüm kurumları savunmaya başladı..
MİT’i, Genelkurmay’ı, bölgede görev yapan komutanları, dahli olan herkesi..
Eskiden yaptığı gibi, suçu ne devlete attı ne devlet içindeki bürokratik oligarşiye..
Eskiden olduğu gibi kendini masum, kendi dışındakileri suçlu ilan etmedi..
Hükümet Sözcüsü ekrana çıkıp uzun uzun bombalamanın kaçınılmazlığını savundu..
Kasıt olmadığını söyledi..
İhmal var kusur var da demedi..
Varsa kelimesini ekledi; kusur varsa!
İktidara yakın duranlar da bu muazzam değişimle zorunlu dönüşüme ayak uydurmaya çalıştılar..
Uludere için, şartların zorladığı hata tanımında anlaştılar..
Alışkanlıklarını hiçe sayarak, bu kez tam tersi davranarak, meselenin üzerine gidenleri  suçladılar; İsrail’in tuzağına düşmekle, MİT’i kasıtlı olarak yıpratmakla, askerin moralini bozmakla, Ergenekon yapılanmasına hizmet etmekle..
*
Eskiden olsaydı.. Çok eskiden değil, sekiz ay, on ay, bir yıl önce..
Askerin yetersizliği, komutanların beceriksizliği, istihbarat teşkilatları arasındaki kopukluk günlerce işlenirdi..
Hükümeti yıpratmak için planlanan tezgâh olduğu söylenirdi..
Hâlâ direnen komutanların oyunu olarak lanse edilirdi..
Bölgede görev yapan komutanlar tek tek deşifre edilir.. Resimleri basılır.. O gece düğündeler mi, dernekteler mi anında manşetlere çekilirdi..
AKP masumlaştırılırdı..
*
Eskiden bunlar yapıldı.. PKK’nın karakol saldırılarına komutanların göz yumduğu söylendi..
Komutanların, hükümet yıpransın diye kendi askerlerini PKK’nın tuzağına düşürdüğü bile yazıldı..
Daha da vahimini söyleyeyim..
Daha önceki Genelkurmay başkanlarının PKK’ya Hakkâri çevresinde kamp kurması için izin verdiği bile iddia edildi..
*
Bu iddialar havalarda uçuşurken, iktidar partisi ağzını açmadı.. Sesini çıkarmadı.. Bu vahim iddiaları görmezden, duymazdan geldi..
Üstüne alınmadı.. Devletle kendini ayrı tuttu..
*
Şimdi..
Hükümet, devletin hangi kurumu olursa olsun yöneltilen en küçük bir eleştiriyi bile 
kabul etmiyor..
Art niyet arıyor..
Tabii hükümetin arkasında hizalanan yazarlar da..
Muhteşem dönüşüm..
Zorunlu dönüşüm dediğim bu..
Hükümet devlet olunca işler değişti..

 

AKP hem iktidar hem muhalefetti, devlet oldu
Peki hükümet nasıl devlet oldu..
Bu muhteşem dönüşüm nasıl sağlandı.. İktidar, devleti savunma aşamasına nasıl geldi..
Zaman gazetesinde İhsan Dağı dün bu konuyu ele almış..
AKP’deki değişimin öyküsünü kaleme almış..
Alıntılar yaptım, birlikte okuyalım:
*
 Eskiden çok rahattı AK Parti. Hem iktidardaydı hem de muhalefette gibi devlet iktidarına karşı meydan okuyabiliyordu. O zamanlar Başbakan Erdoğan ‘bürokratik oligarşi’ sözünü dilinden düşürmüyor, partisi de ‘devlet iktidarı’na karşı ‘halk gücü’nü temsil ediyordu.
Devlet karşısında böyle bir konuşlanma hem ihtiyaç duyduğu kitlesel desteği sağladı hem de devlet içindeki muhaliflerine karşı ‘söylemsel üstünlük’(...)
*
Devleti dönüştürecek tek güç olarak AK Parti görünüyordu(...)
Herkes devlet içindeki büyük direnç odaklarını biliyordu. Nokta Dergisi ‘darbe günlükleri’ni yayınladığı için askeri savcılık tarafından basıldığında da ‘suçlu’ hep ‘devlet’, devletin içindeki ‘bürokratik oligarşi’ydi. AK Parti değil. İktidar olmuştu ama ‘muktedir’ olamamış, ‘adeta devlet içindeki muhalefet’ rolünü üstlenmiş bir AK Parti ‘masum’du(...)
*
Sonuçta, son yıllarda verilen ‘sivilleşme-demokratikleşme’ mücadelesiyle vesayet rejimi neredeyse bitti (...)
Vesayet rejiminin bitmesi, dolayısıyla ‘devlet’le hükümetin ‘tek’leşmesi, hükümetin devlet haline gelmesi demektir(...)
*
AK Parti’nin bugün ‘devleti’ savunur hale gelmesinin nedeni budur, vesayet rejimi bitmiş, hükümet devlet haline gelmiştir(...)
Kendini devlet karşısında konumlandıran bir partiden, İçişleri Bakanı’nın ‘devlet, hayatın ta kendisidir’ dediği bir çizgiye kaymak ilginç bir yol öyküsü. Anlaşılan AK Parti devleti dönüştürürken kendisi de ‘eskisi gibi’ kalmamış.
*
Gücünü ve meşruiyetini devletle olan mesafesinden alan bir parti bugün devletleşiyor görüntüsü veriyor(...)
(3 Ocak 2012, Zaman gazetesi, sayfa 17) 
 

 

Milletvekilliği ikinci iş mi?
Eski futbolcu, futbol yorumcusu, taze AKP Milletvekili Hakan Şükür dün siftah yaptı..
Futbol yorumculuğuna geri döndü..
Misafir sanatçı olarak Lig TV ekranına çıktı.. Mustafa Denizli’nin yerini aldı.. Maçları yorumladı..
Misafir sanatçı demem şunun için..
Daha sözleşme imzalamamış, dün bugün deneme yapılacak, tutarsa imza atılacak..
İyi de milletvekilliği ne olacak?
İstanbul Mebusluğu!..
Dün 18.00’de Trabzon maçı vardı..
Hakan Şükür yorum yapacağı için mecbur izledi..
Maçı izlediği için Meclis’e gitmedi..  
Asli görevini yapmadı..
O sırada öteki milletvekili arkadaşları çalışıyordu.
Daha sonra Galatasaray-Belediye maçını da izledi.. İstanbul’dan yayına çıktı..
*
Bugün de İstanbul’da kalacak.. Ankara’ya, Meclis’e gitmeyecek..
18.00’deki Fener, 20.30’daki Beşiktaş maçını seyredecek..
İki yerde aynı anda olamayacağı için Meclis’e uğramayacak.. Genel Kurul’da yerini almayacak.. Oylamalara katılmayacak.. 
Dün olduğu gibi..
*
Anladığım şu; bundan sonra Hakan Şükür’ün asli işi yorumculuk olacak..
(Daha çok para kazanacak!)
Tali işi, ikinci işi, boş zamanda yaptığı iş.. 
Çünkü hafta içi de maç var, hafta sonu da maç var..
Meclis’e gitmeye vakit yok!..
*
Hakan Şükür futbol yorumculuğunu daha önemli görerek milletvekilliğini önemsizleştirdi, ucuzlaştırdı..
Madem bu kadar meraklıydı, Meclis’te ne işi vardı..