MÜSEBBİBİ BÜROKRATİK OLİGARŞİ

Başkanlık koşusunun startı verildi.. Hedefi açıklandı.. Bürokratik oligarşinin belini kırmak..
Anlaşılan bundan böyle bürokratik oligarşi lafını çok duyacağız.. İktidara yakın duranlar hemen savaş açarlar, vurdukça vururlar..
İyi de bu oligarklar kim?
Nerelere yuvalanmışlar? İktidarın hareket alanını nasıl daraltıyorlar?
Bellerini kırmak için başkanlıktan başka çare olmadığı söylendiğine göre.. Parlamenter sisteme son vermek istendiğine göre bilmemiz lazım..
AKP 11 yıldır ezici çoğunlukla iktidarda.. Kendi bürokrasisini oluşturdu, bütün kurumları kendine bağladı..
Bağımsız kurumlar vardı onlar da bakanlıklara bağlandı..
Yani..
İktidara ayak sürtecek, direnecek, imza atmayacak tek bir bürokrat bile kalmadı..
Hayali sınıf yaratıp onunla hayali savaşa tutuşmayalım.. Başbakan, zaten var olmayan bürokratik oligarşinin belini kırmak için başkanlık istemiyor..
İpleri elinden bırakmamak için istiyor..
*
Bunu da gizlemiyor.. Söylüyor.. ‘Başkanlık sistemine karşıysanız hadi gelin o zaman Cumhurbaşkanı partili olsun’ demesinin sebebi bu..
Fark çok mu derseniz; çok..
Cumhurbaşkanı partili olunca seçime partisinin başında giriyor, milletvekili listesini belirliyor, başbakanı, bakanları atıyor..
Dikkat; başbakan atamayla geliyor.. Bürokrat oluyor.. Veya Cumhurbaşkanı’nın yardımcısı..
O sistemde başbakan siyasete bulaşmıyor..
Diyelim ki bunlar oldu.. Bunlar olursa bürokratik oligarşinin beli nasıl kırılacak?
Bu da izaha muhtaç!..

Akil insanlar kime desteği artıracak?

İktidar adamlarının söyledikleri bu.. Beklentileri de bu..
Akil insanlar desteği artıracakmış.. İyi de akil insanlar neye desteği artıracak? Çatışmasızlığa verilen desteği mi, PKK militanlarının Kandil’e çekilmesine verilen desteği mi, yoksa AKP’ye verilen desteği mi?
İktidar adamları destek oranlarını açıklıyorlar.. Kimi yüzde 52-53 diyor kimi referandum sonucunu yakaladıklarını söylüyor..
Yani kendilerinin oy oranından söz ediyorlar.. Sürece verilen destekle kendilerine verilen desteği bir tutuyorlar.. Görünen o ki; akil insanlara bu görev de düşüyor..

Yeni Türkiye’ye bir adım daha!..

İktidara yakın duran gazeteciler haber önlerine geldiğinde buruşturup çöpe atmış olmalılar ki gazetelerinde tek satır yoktu..
Oysa pazar günü mühim şeyler oldu..
Mesele sadece Emek Sineması’nın, bir sinemanın yakılması kadar basit değildi.. Atilla Dorsay dünkü yazısında şöyle izah etmiş; ‘Bu sinemanın hem kendisi önemliydi, hem temsil ettiği kültürel altyapı, tarihsel birikim ve yaşam biçimi. Bugün artık Emek yok.’
Üstüne üstlük cop var.. Tazyikli su var.. Biber gazı var..
Türkiye’nin kültürel kodlarına vurulan darbeyi protesto edenlere yer misin yemez misin muamelesi yapıldı..
Ne sineması ulan tavrı konuldu..
Atilla Dorsay da kalemini kırdı.. Gazetecilik hayatına son noktayı koydu.. Koyarken de şöyle dedi; “Benim için artık ne sözün, ne de yazının önemi kaldı.”
*
Yeni Türkiye dedikleri böyle bir Türkiye.. Değişim dedikleri bu.. Haberler çöpe atılacak, duyurulmayacak, ağızlara kilit vurulacak..