NORMALLEŞMİYORUZ

Normalleşiyoruz söylemidir gidiyor.. Normalleşiyor muyuz?
Gazete sayfalarını açınca normalleştiğimize dair en ufuk veri yok..
Ağır bir politika..
Ağır bir kavga..
Ve itiş kakış haberleri..
* * *
Bir, bir buçuk yıl kadar önce pazar yazılarını geri istiyorum demiştim, pazar keyfini..
Yaşama dair.. Hayatın küçük ama önemli ayrıntılarına yer veren yazıları özledim demiştim..
Durum hâlâ aynı..
Siyasetin ağır baskısı gazete sayfalarını da yazarları da mahkûm ediyor..
Pazar gününü bile kelepçeliyor..
* * *
Bana göre..
Yaşama dair yazılar, politika kavgalarına yer veren yorumların önüne geçtiği gün..
Bireylerin sorunlarına, isteklerine, taleplerine, mesleklerin dertlerine, günlük hayata dair sıkıntılara üst yapı sorunlarından daha fazla yer verildiği zaman..
Bakkalların meselesiyle..
Gençlerin hayalleriyle, beklentileriyle..
Taksicinin depoyu doldurma derdiyle ilgilenmeye fırsat bulduğumuz zaman..
Maydanozun neden eski tadında olmadığını düşünmeye başladığımızda..
Çevremizde gördüğümüz, yaşadığımız, konuştuğumuz, dertleştiğimiz ne varsa gazete sayfalarına televizyon ekranlarına taşındığı an..
* * *
Derim ki ülke normalleşiyor..
* * *
Gerisi bugün olduğu gibi polemiktir..
Kimi normalleşiyoruz der..
Kimi anormalleşiyoruz..
* * *
Bu pazarın gündemine bakalım..
Yargıtay Başkanı diyor ki, yürütme yargıyı daha da kuşatma altına almak istiyor..
Ana muhalefet lideri, AKP yüksek yargıya nüfuz etme amacında diyor..
AKP sözcüsü, yargıyı kuşatmıyoruz, uluslararası standartları getiriyoruz diye yanıt veriyor..
* * *
Demokratikleşme budur..
Hayır otoriterleşmedir..
Hadi gelin de pazar keyfi yapın!..
Bir tek güne bile izin yok..
* * *
Deniz kenarına koşan, kıra bayıra çıkan, minicik bahçesinde mangalını yakan, evde televizyon keyfi yapan, mahalle kahvesinde gün geçirmeye çalışan karşısında HSYK’yı buluyor..
Üye yapısı öyle mi olmalı?
Böyle mi?
Birbirlerine soruyorlar tabii..
Bu HSYK nedir ki onunla yatıp onunla kalkıyoruz?
HSYK’ya üye seçimi değiştiği gün hayat daha mı güzel olacak?
* * *
Mesele şu..
Batı on yıllar önce bu sorunlarını çözdü.. Belli bir standarda oturttu, gelen elini sürmeye kalkmıyor..
Sıra bizde!..
Ama biz yanlış yerden başlıyoruz.. A’yı, B’yi, C’yi atlıyoruz, D’den, E’den, F’den bile değil..
G’den başlamaya kalkıyoruz..
Olmuyor.. Olması da mümkün değil..
Gelin demokratikleşme yolculuğuna A’dan başlayalım..
Önce Meclis’i demokratikleştirelim..
Sonra siyasal partileri..
Gerisi çorap söküğü gibi gelir..
* * *
O gün normalleşmeye başlarız!

ÜLKENİN GERÇEK GÜNDEMİ ŞUDUR
Uzun uzun konuşuyoruz.. Saatlerce tartışıyoruz.. Dünya standartlarından söz ediyoruz..
8 yılda acayip büyüdük diyoruz..
Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin arasına girdik.. Şöyle olduk, böyle olduk..
İyi güzel..
Bir kişi şu sorunun cevabını vermiyor.. Görmezden geliniyor, es geçiliyor..
Soru şu..
2002 yılında 21 milyon 354 bin kişi istihdam ediliyordu..
Çalışan nüfus..
Büyüdük, büyüdük, büyüdük..
2009 yılına geldik..
Çalışan nüfus 21 milyon 277 kişiye düştü!.
Neden?
İşgücünü katılma oranı 49.6’dan yüzde 47.9’a indi..
Neden?
Bir cevap verin artık..
70 milyonluk ülkeye 21 milyon bakabilir mi?