Savcı uyudu mu? Rol mü yaptı?

Şoför uyudu virajı alamayan otobüs uçuruma yuvarlandı..
Şoför uyudu otomobil önündeki kamyonun altına girdi..
Üç ölü, on ölü, 20 ölü..
Herkes biliyor; şoför uyuyunca insanlar ölüyor.. Gece yolculuğu yapanların bir gözü hep şofördedir.. Hele sabaha karşı, günün ilk ışıkları karşıdan vurunca!..
Şoför uyursa insanlar ölür..
Peki, adalet uyursa ne olur?
Ülke ölür..
*
Kızılay’da Gezi Parkı’na destek eylemleri sırasında polis kurşunuyla öldürülen Sarısülük’ün duruşması vardı..
Polis dışarıda, jandarma mahkeme içinde olağanüstü güvenlik önlemleri aldı..
Niye?..
Sanık polisi bir saldırıya karşı korumak için mi?
Hayır..
Çünkü dava var ama sanık ortada yok.. Sanık gizli..
Türkiye gizli tanık uygulamasından sonra gizli sanık uygulamasına da geçti.. Ağır ceza mahkemesi sanığın gizli sanık olmasını kabul etti..
Hukuk skandalı o an başladı..
Sanık, duruşmaya Urfa’dan telekonferans sistemiyle katıldı.. Başında peruk, yüzünde takma bıyık..
Mahkeme heyeti yargıladıkları sanığın yüzünü göremiyor, ama kimlik tespiti yapıyor!..
*
Devam edelim..
Duruşma sürerken izleyiciler bir bakıyor ki hakimlerden biri uyuyor.. Sadece hakim uyumuyor, savcı da uyuyor..
Mışıl mışıl uyuyor.. Hem de öyle bir uyuyor ki başını dayadığı kolu aşağıya doğru kayınca kafası kürsüye yapışıyor..
Rezalet diz boyu..
Mahkeme çareyi duruşmadan çekilmekte bulmuş..
*
Temel soru şudur?
Savcı ve hakim gerçekten uyudu mu, davadan çekilmek için rol mü yaptılar?
Karar önceden verilse bile, mahkemenin sonucu ilk günden belli olsa bile, duruşmalar göstermelik yapılsa bile..
Savcı onca tanığın önünde uyumaz, uyuklamaz..
Kürsüde oturan bir hakim uyumaz..
Uyumuşlarsa; Türkiye bitmiş demektir.. Adalet arabası devrilmiş, ülke altında kalmıştır..
*
Davadan çekilmek için rol yaptılarsa..
O zaman da üzerlerinde baskı var demektir.. Birileri davayı nasıl sonuçlandırmaları gerektiğini dikte ettirmiş demektir..
İki durum da vahim..

Hükümet işin içinden çıkamadı
Dershanelerin kapatılması 2015 yılının Eylül ayına ötelendi..
Deniliyor ki; hükümet geri adım mı attı.. Cemaatle arayı yumuşatmak için bu formülü buldu..
Bence değil...
Bakanlar Kurulu işin içinden çıkamadı.. İlk günden beri yazıyorum sadece eğitim açısından bakarsanız mesele dershaneleri kapatma meselesi değil..
Mesele üniversite sınavının nasıl olacağı meselesi.. Elemenin nasıl yapılacağı..
Bugünkü merkezi sınav aynen kalacaksa, test usulüyle yapılacaksa, dershaneler kapansın demek bir şey ifade etmez..
Zaten fiilen kapatamazsınız..
*
İktidarın önce yerine koyacağı sınav sistemini bulması lazım.. Yazılıyla falan olacak iş değil!. Yazılı sonuçlarını kim okuyacak?
Formül bulamadıkları için ötelediler.. Başlarına yeni bir dert açmak istemediler..
Olan biten budur..

Tarihi silueti bozan meclis üyeleri..
Zeytinburnu’nda meşhur kuleler var ya.. Tarihi yarımadanın siluetini bozan.. Sultanahmet Camii’ni gölgeleyen.. Sultanahmet Camii’nin görünümünü bozan..
Mahkeme karar vermiş; tıraşlanacak..
*
Peki o kulelerin dikilmesine kim izin vermiş..
Belediye meclis üyeleri.. Seçilmişler!..
Klasik imar numarası yapılmış.. Arazi satıldığında emsal bir.. İnşaat başlarken tadilat yapılıyor emsal 2.5’a çıkarılıyor..
Bu değişiklik imar kanununa aykırı mı?
Evet; tarihi adanın siluetini bozacağı taa 2008 yılından belli..
Gelelim ana meseleye..
Biliyorsunuz; iktidar, daha doğrusu Başbakan sık sık idare mahkemelerinin kararlarından şikayet eder.. İcraata müdahale etmekle suçlar.. Siz icra makamı değilsiniz der..
Bu bakışa göre, aslolan seçilmişlerin kararıdır, seçilmişler hesabı millete verir..
Öyle mi acaba?
Emsal değişikliği yapan o belediye meclis üyeleri kime hesap verecek Allah aşkına..
Kime?
O gökdelenler silueti bozduğu için yakayı ele verdi, gündeme oturdu.. İstanbul’da aynı numarayla dikilen o kadar çok bina var ki.. Arazi birilerinin eline geçtikten sonra emsali değiştirilen..
O kadar çok ki..