Sokak ortasında içki içilmez..


Kadıköy barlar sokağındaki hadiseyi duymuşsunuzdur.. Kadife Sokak’ta, yani barlar sokağında işin cılkı çıkınca Kadıköy Belediyesi sınırlama getirdi.. Gençler ayağa kalktı..
Neymiş o..
Özgürlükmüş!..
Değil.. Sokak ortasında, milletin kapısının önünde bira içmek özgürlük değil..
Saygısızlık..
Barlar sabaha karşı ikiye kadar açık da TEKEL bayileri akşam ona kadar kapandığı için gençler mağdur oluyormuş!..
Gelin açık konuşalım.. Düne kadar onlar da açıktı..
Özgürdünüz..
Şimdi niye kapatılıyor..
Demek ki özgürlük sınırını aşmışsınız!..
*
Açık söyleyeyim..
Isparta Valisi’nin bütün açık alanlarda içkiyi yasaklamasıyla, sizin bütün sokağı açık hava barına çevirmenizin arasında fark yok..
Isparta Valisi’nin ev bahçesine bile içki yasağı koymasıyla, sizin o sokaktaki bir apartman girişine tezgah açmanız aynı şey..
İkisi de başkalarının özgürlüğüne tecavüz..
*
Şunu da söyleyeyim.. Sokakta, arabaların kaportalarını tezgah yaparak içki içilmez!.. Elde bira, rakı, votka, şarap her neyse sokakta turlanılmaz..
Bu işin adabı var..
Sokağa konulan masalar, sokağa taşan muhabbetler güzeldir.. Kentin zenginliğidir.. Ama sınırı o kadardır.. Sokağa konulan masada içkini yudumlarsın, ama eline kadehi alıp bir adım öteye adım atamazsın..
Atarsan başkalarının özgürlüğünü ihlal edersin..
Başkalarının hayatına müdahale edersin..
*
Orayı sevenler, orayı nefes alma alanı bulanlar önce kendilerine baksın.. O özgürlük alanını kim katletti..
Katil kim, kimler!..

CUMHURBAŞKANI PARTİLİ OLSUN!..
Gazetenin yazdığına göre.. Üst düzey bir hükümet yetkilisi.. (Herhalde Başbakan Yardımcısı oluyor?)
‘Başkanlık konusunda ısrarımız yok, bizim için Cumhurbaşkanı partili olsun yeter’ demiş..
Başbakan da beş altı ay önce benzer bir dil kullanmıştı.. Demirel’in de, Özal’ın da aslında partili Cumhurbaşkanı olduğunu ima etti..
Hatta partileriyle ilişkileri kesildiği için zor duruma düştüklerinin altını çizmiş; ‘Ben o duruma düşmem’ demişti.. Geçen gün üst düzey hükümet yetkilisinin aynı konuya vurgu yapmasını görünce..
Döndük mü başa dedim..
En azından benim için başa dönülmüş oldu..
Şöyle ki..
2012’nin 30 Eylül’ünde ‘Başbakan’ın kafasındaki plan’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım..
O tarihte şu görüşü savundum..
*
“Başkanlık sistemini Meclis’ten geçirmesi zor görünüyor.. Gizli oylamadan anayasa değişikliğine yetecek oyun çıkması mucizevi bir şey olur!..
Gördüğüm kadarıyla Başbakan başkanlık sistemini fazla zorlamayacak.. Kendini ortaya koymayacak.. Karizmayı çizdirmemeye dikkat edecek..
Peki ne yapacak?
Köşk’e çıkmayacak mı?
Çıkacak da şimdilik cumhurbaşkanı olarak çıkacak.. Ama köklü bir değişiklikle, partisinden kopmadan.. AK Parti Genel Başkanı unvanıyla..
Bunun Erdoğan’a ne faydası var diyeceksiniz?
BİR: Partisinin iplerini bırakmamış olur.. Özal ve Demirel bıraktı, Köşk’te yalnızlaştı.. Partisiyle bağı koptuğu için sözünü dinletememeye başladı..
İKİ: Başbakanı kendi belirlemiş olacak.. Celal Bayar nasıl Adnan Menderes’i seçtiyse -ki o tarihte sürpriz olmuştu- yeni başbakanı da kendisi seçecek..
ÜÇ: AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan olursa, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Başbakan sıfatlı bir başka kişi de olabilir..
DÖRT: AKP Genel Başkanı yardımcısını dolayısıyla başbakanı belirleyeceği için adı konulmamış yarı-başkanlık sistemine fiilen geçmiş olacağız..”
*
O üst düzey hükümet yetkilisi, bu açıklamasıyla beni teyit etmiş oldu..
Cumhurbaşkanı partili olursa ne olur?
BİR: Cumhurbaşkanı seçimiyle genel seçim aynı günde yapılır..
İKİ: Cumhurbaşkanı aynı zamanda başbakan gibi olur..
ÜÇ: Partisinin milletvekili adaylarını belirleyeceği için Meclis’teki hakimiyetini kaybetmez..
Fikrimde ısrarlıyım.. Gidişat budur..

Bernabeu’ya..

Bercelona’ya gittim ama Nou Camp’ı görmek nasip olmadı..
Kısmetse Bernabeu Stadı’nı göreceğim.. Real Madrid-Galatasaray maçına gidiyorum..
Uzaktan Türkiye’yi yazmak, siyasete dokunmak olmaz.. Oraları yaz derseniz, gidip yaşamak lazım.. İzninizle iki gün dükkânı kapatayım.. Cuma günü sahne alırım..