TÜRK MİLLETİ TENİS SEVER OLDU

Eskiden şöyle denirdi.. Bizim millet tenisi sevmez.. Futboldan şaşmaz.. Ara sıra baskete takılır, o kadar, gerisiyle ilgilenmez..
Bunun doğru olmadığı ortaya çıktı..
Dünyanın en iyi sekiz kadın tenisçisinin İstanbul mücadelesi eski söylemi kaldırıp attı..
Yerine yeni söylemi ilan etti.
Türk milleti tenis sever..
Gerçi tribünler geçen yıl da dolmuştu ama eski söyleme inananların bahanesi çoktu.. Kimi meraktandı dedi, kimi bakalım nasıl bir şeymiş görelim diye gitmişti.. Kimi avanta bilet vardır, geçerken uğramıştır..
Her kafadan bir ses çıktı..
Valla ne yalan söyleyeyim, haksız da sayılmazlardı.. Bizde tenis oynayanlar bile gidip turnuva seyretmez..
Adam meraklıdır, neredeyse her gün raket sallar.. Gidip turnuva izlemez..
Kanıtı mı?
Türkiye şampiyonasını kaç kişi izledi? Hülya Avşar turnuvasına kaç kişi katıldı?
Kıyaslayın..
Tenis oynayanlar bile tenis izlemez denmesi bundandı.. Oynayanların hali buysa, oynamayanlar hiç izlemez!..
*
Kırılan imaj bu..
Sinan Erdem’de beş gün boyunca gördük ki; bu iş söylendiği gibi değil.. Belki meraktan da gelenler vardır ama meraktan gelen şöyle bir iki saat takılır gider..
Altı saat, yedi saat kalır mı?
3 saati aşan maçları soluksuz seyreder mi?
*
Errani-Radwanska maçı üç buçuk saat sürdü..
Maç bittiğinde zaman göstergesinde 3.29 yazıyordu..
İnsanlar soluksuz izledi.. Laf olsun diye gelseler, meraktan uğrasalar sıkılıp giderlerdi..
Hele o çarşamba akşamı yok mu? En uzun geceydi..
Türk milleti için test oldu.. Türk milletinin tenisi sevdiğinin kanıtı oldu..
Azeranka-Kerber maçı üç saat on dakika sürdü.. O bitti, Sharapova-Radwanska maçı başladı..
O da uzadıkça uzadı.. İkisi de maçı koparamadı.. Üç saat 15 dakika kortta kaldılar.. Maç bittiğinde saatler sabaha karşı 02.15’i gösteriyordu..
Gerçi saat birden sonra çözülme oldu, tribünler boşaldı ama ertesi sabah bayramdı.. Eve kaçış normaldi..
Bir de şöyle düşünün..
Maçlar beşte başlıyor.. Beşte tribündeki yerinizi aldınız, ertesi güne geçtiniz, sabaha karşı 02.15’e kadar..
9 saat 15 dakika..
Dayanıklılık testi gibi.. Her babayiğidin harcı değil.. Altıncı, yedinci saatten sonra dikkat kalmıyor.. İnsan kendini oyuna veremiyor.. Müthiş çekişmenin heyecanını yaşayamıyor..
Vuruşlar anlamsızlaşıyor..
*
Bütün bunlara bakınca diyorum ki; Türk halkı sınavı geçti, tenis sever olduğunu kanıtladı..
Dilerim bu ilgi İstanbul’a özgü, İstanbul’a yakışır turnuvanın tohumlarını atar..
Madrid gibi, Roma gibi, Berlin gibi..
İddialı turnuvalar arasına adını yazdırır..

Balyoz’dan sivil mektup..
Ben Güllü Saklaya. Hani şu 2003 yılında yapıldığı iddia edilen Balyoz Darbe Planı’nın Silivri’de süren duruşmalar sonunda müebbet hapis cezasına çarptırılan tek sivil memuru var ya, işte o benim(...)
Ben, 27 yıl ekmeğini yediğim bir kuruma ihanet edecek kadar hainleşmedim. Ama Sayın Mahkeme, Sayın Heyet dedi ki; “Güllü Saklaya sen darbecisin”. İlk gün sorduğum soruyu bugün yine soruyorum: “ Neymiş benim darbeciliğim?” Koca koca generallerin amirallerin, albayların komutanlarımın suçu neyse benim ki de o; Güllü Saklaya adına tahsisli bir bilgisayarda son kaydedeni benim gözüktüğüm birkaç sözde dijital belgenin varlığı. Peki, 2003 senesinde benim bu isimde bir bilgisayarım mı vardı?(...)
Bir yerde imzama mı rastladılar? Değil. Peki, ben ne demeye 16 yıl ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum oldum o zaman? (...)
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi hakkımda öyle kötü bir karar verdi ki; diğer 300 küsur erkek sanıkla birlikte beni de babalıktan ve kocalıktan men etti. Ya onlar benim kadın olduğumun farkında değiller ya da bizleri tek tek yargıladıklarını unutup basmakalıp bir karara imza attılar. Söyleyecek sözüm kalmadı artık. Aklım ve beynim durdu. Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi’nin halihazırdaki tek kadın tutuklusu olarak yalnız başıma bir koğuşta kalıyorum (...)
Kendimi birdenbire demir parmaklıklar ardında buldum. Artık mutlu değilim. Üzgünüm, şaşkınım, kırgınım ama umutsuz ve onursuz asla değilim.
*
Dışarıdaki hayatı yukarıda anlattım.. İçeride de böyle bir hayat var..
İyi pazarlar..