Milli Eğitim Bakanı Yılmaz NTV’ye çıktı.. Liseye geçişte uygulanacak yeni yöntemi anlattı..

Aslında anlatmadı..

Çünkü daha karar verilmemiş..

Bakan şöyle de olabilir böyle de diyor.. Üç alternatif olduğunu söylüyor.. Söyle olursa bu sakıncası var, böyle olursa şu sakıncası olabilir diyor..

Anlaşılan kafalar net değil..

Arayış sürüyor..

Net olan bir şey var.. Eninde sonunda sınav olacak ama bu sınav yazılı olacak, klasik olacak, ucu açık olacak.. (Eğitimcilerin çok sakıncalı bulduğu yöntem.)

Sonrası?!..

Kocaman bir soru işareti, büyük bir ünlem..

Kültür Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekan’ı Şimşek’e göre, ‘Önce uçaktan atladık, sonra paraşüt arıyoruz.’

Bakanlık paraşütü ne zaman bulacak?

Bulduğu paraşüt işe yarayacak mı?

Bilmiyoruz!.

Bu yıl liseye girecek öğrenciler yandı.. Yeni sistem onlar üzerinde denenecek.. Yani kobay olacaklar..

Zaten her üç yılda bir sistem değiştiği için bir kuşak kobay oluyor..

***

Aslında TEOG ve üniversite sınavıyla başlayan tartışma iyi oldu.. Neredeyse on gündür eğitimin kalitesini konuşuyoruz..

Üniversiteye gidenlerin büyük çoğunluğunun yetersiz olduğu yazılıp çiziliyor.. Kaliteli eğitim almadıklarının farkına vardık.. Neden böyle sorusunu sormaya başladık..

***

İlber Ortaylı, Kafa dergisinin ekim sayısında bu soruya yanıt vermiş..

Yazısının başlığı çarpıcı:

Yazık ettiğimiz kendi evlatlarımızdır

Ortaylı sorunun kaynağına iniyor ve müfredatı hazırlayan kişilerin son derece yetersiz olduğunu iddia ediyor..

Ve bunu ispat da ederim diyor..

Şöyle yazmış..

‘Seçmen kandırmak için altyapısız lise ve ortaokullar çoğaltıldı, sonra hızlandırılmış eğitim safsatasıyla Gazi Eğitim ve Çapa gibi öğretmen okulları mahvedildi. Bu yapılanların herhangi bir partiyle ilgisi yok. Hepsi sorumludur bu rezaletten.’

Evet, 1970’li yıllarda gece eğitimi, mektupla eğitim, hızlandırılmış eğitimle 120 bin kişi öğretmen olmuş..

Ortaylı’dan bir alıntı daha..

‘Başka ülkelerin ders kitaplarına, müfredatlarına bakıyorlar mı? Hayır. Bunlar 3-5 kafadar kapanıyorlar, kendilerine göre müfredat yapıyorlar. Yeni bir dönem değil de bu. 50 yıldır böyle.’

***

Dönelim işin özüne.. Öğretmen yetiştiren fakültelere önem vermezsek.. Dil bilen, iyi eğitim almış seçkin öğretmenler yetiştirmezsek.. Kaliteli okul sayısını katlayarak artırmazsak.. Öğretmenleri ülkenin en kıymetli memurları saymazsak..

Sınav sistemiyle oynayarak eğitimin kalitesini yükseltemeyiz..

Avrupa’nın peşini neden bıraktık?

Selahattin Duman’ı bilirsiniz.. En zor meseleleri mizahi bir dille anlatır.. Tebessüm ederken düşündürür..

Artık Tuhaf dergisinde yazıyor.. Aylık edebiyat dergisi..

Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi şöyle yorumlamış..

“Eskiden Avrupa Birliği de sık sık konuşulurdu.

Ne zaman ki Avrupa Birliği bize vizesiz giriş için yetmiş dokuz şart dayattı.

Benim güzel insanım da ‘O kadar şartla uğraşmam. Ben otuz iki farzı yerine getirdiğimde Rabbim beni cennete sokuyor’ deyip işin peşini bıraktı.”   

Etiketler