AB'ye 'uyum' Türkiye'ye uymuyor...

AB'ye 'uyum' Türkiye'ye uymuyor...



Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Birtan Altınbaş'ın gözaltında bulunduğu sırada öldürülmesi ile ilgili dava süreci, Türkiye'nin değişime direnen yüzünün tipik bir fotoğrafı.
Altınbaş'ın ölümüyle ilgili olarak yargılanan polislerden ikisi her nedense bir türlü bulunup duruşmaya getirilemediler.
Bu iki polisin dosyası ana davadan ayrıldı ve öyle sürdürülüyor.
Suç, 2006 yılına kadar cezalandırılamadığı takdirde zamanaşımına girecek.
Avrupa Birliği'nin uyum süreci içinde en çok eleştirdiği konuların başında "işkence davalarının zamanaşımına girmesi" geliyor.
Bu eleştiriyi geçersiz kılmak için 7. Uyum Paketi adı verilen bir dizi düzenleme içinde işkence davalarının hızlandırılması konusu da konulmuştu.
Buna göre davalar ivedilikle ele alınacak, iki duruşma arasındaki süre 30 günü geçmeyecek, yargılama adli tatil sırasında da devam edecekti.

Maaşını da alıyor
Altınbaş Davası'nda 12 yıldır bulunamadıkları için dosyaları ayrılan iki polisten biri daha sonra ortaya çıktı, yargılanıyor. İkinci polis memuru Ahmet Baştan ise hâlâ ortada yok.
Kendisi bu süre içinde emekliye ayrıldı ve emekli maaşını da alıyor.
7 Ekim'deki son duruşmada Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi sonraki duruşma tarihini 16 Aralık olarak tespit etti.. Bu, yasanın izin verdiği 30 günlük süreden 5 hafta daha fazla bir süreye karşılık geliyor.

İhmal ağır ama...
Mahkemeye yapılan itiraz sonuç vermedi. Böylece "zamanaşımına" bir adım daha yaklaşılmış oldu.
Görevdeki polis memurlarını zamanında bulup duruşmaya gelmelerini sağlamayan görevliler hakkında da herhangi bir işlem yapılmış değil.
Ağır bir görev ihmali takipsiz olarak ortada duruyor.
Gözaltında ölüm ciddiyetle araştırılması, soruşturulması ve yargılanması gereken bir olay.
Suçluların cezalandırılması ve yargılanan polisler arasında masum olanların da aklanarak mesleklerini sürdürmelerine olanak tanınması gerekiyor.
Sorun sadece bir işkence suçunun cezalandırılması sorunu değil. Sorun aynı zamanda varsa haksız yere suçlanan polislerin de bu ağır suçlamadan yargılanarak aklanmaları sorunu.
Polisin ihmali ve mahkemenin son yasa değişikliğini dikkate almamasıyla olay zamanaşımı ile sonuçlandığı takdirde sadece suç cezasız kalmayacak, bazı görevliler de haksız yere zan altında kalmış olacaklar.
Bir suçluyu korumak uğruna, hiç suçu olmayan görevlilerin isimlerinin lekelenmesine en başta İçişleri Bakanlığı'nın ve polis yöneticilerinin karşı çıkması gerekir.
Ama ne yazık ki böyle bir hassasiyeti gösteren hiçbir yetkili yok.

Yasa var, uyan yok
Türkiye, değişime direnen bazı kamu görevlileri nedeniyle işkencenin cezalandırılmadığı, işkence suçlularının zamanaşımıyla yakalarını adaletten kurtarabildikleri bir ülke haline böyle geliyor.
Kâğıt üzerinde baktığınız zaman her şey yolunda. Yasalar çıkmış, gerekli düzenlemeler yapılmış. Ama iş bunu uygulamaya gelince en yetkilisinden en yetkisizine kadar bir dizi kamu görevlisi TBMM'nin kararına direnebiliyor.
Yasayı yok sayabiliyor, yasanın emrini görmezden gelebiliyor.
"Yasa çıkarmak yetmez, uygulamayı da görmek gerekir" diyenler bir kez daha haklı çıkıyor.