AKP’nin şeffaflığı bu kadar mı?

AKP’nin şeffaflığı bu kadar mı?


Polisiye roman denilince adını "tek geçeceğim" yazar Dashiell Hammett’in Malta Şahini isimli romanından uyarlanan filmde Humphrey Bogart’a içinde 10 bin dolar olan bir zarf verilir.
Bogart, kendine özgü sakin gülümsemesiyle "Bundan daha fazlasından söz etmiştik" der.
Sydney Greenstreet’in yanıtı şöyle olur: "Evet, etmiştik ama biz o zaman konuşuyorduk. Bu ise gerçek para, ülkenin hakiki parası. Bunun bir dolarıyla on dolarlık konuşmadan çok daha fazlasını satın alabilirsin."
Bu diyaloğu bir kitapta okuyup, yeniden hatırladığım saatlerde TBMM, "Üslerin ABD’nin Irak savaşı ihtiyaçları için yeniden düzenlenmesi ve bu amaçla askeri personel bulundurulmasına izin verilmesi"ni öngören hükümet tezkeresinin görüşülmesi için "gizli oturumuna" yeni başlamıştı.
"Daha önce söylenmiş sözler" ve "gerçekler" arasındaki ilişkinin bir film sahnesinden çıkıp, Türk politika sahnesine yansıması böyle oluyor diye düşündüm.

Niçin ‘gizli oturum’
Meclis gizli oturuma neden ihtiyaç duyar?
Ülkenin stratejik çıkarları için gizli olan ve gizli kalması gereken bilgilerin milletvekillerine aktarılması için.
ABD’nin bazı üs ve limanlarda yapacağı geliştirme çalışmaları ile ilgili bilgiler bu türden gizli kalması gereken bilgiler midir?
Bunları bilmemize şu an için olanak yok. Ancak şu noktayı da gözden kaçırmamak gerek: Üslerde yapılacak işler ve bu amaçla ne tür personelin getirileceğine ilişkin bilgiler Amerikalı yetkililerle sürdürülen pazarlıklar ve varılan mutabakatlarla ortaya çıktı. Yani bu "sırra" en azından ABD’li askeri yetkililer vâkıf. Büyük olasılıkla ABD’nin bu savaştaki öteki müttefikleri de..
Peki Amerikalının bilebildiği bir şeyi, Türk halkının bilmesi neden sorun yaratıyor? Gizli oturuma neden ihtiyaç duyuluyor?
Bu soruların da yanıtı bilgilerin niteliğinden çok Türkiye’de politika yapmanın "doğasında" aranmalı.
Türkiye’de hükümet etme sorumluluğu ile politika yapma sorumluluğu birbirlerinden neredeyse tamamen ayrı iki kavram gibi.
Muhalefetteyken her konuda istediği her şeyi rahatça söyleme olanağına sahip olan parti, iktidara gelince bir başka gerçekle yüzleşebiliyor.
Ve bu karşılaştığı yeni gerçeğin ışığında daha önce söylediği ve verdiği sözlerden dönebiliyor, hatta o sözlerin tam tersi davranışları benimseyebiliyor, kararları alabiliyor.

‘Bilmek’ halkın hakkı
Aslına bakarsanız bunda da yadırganacak bir yön olmamalı. Sonuç olarak hükümete gelince, devletin daha önce ulaşılmasına olanak olmayan bilgilerine ulaşma olanağı var ve bu yeni bilgilerin bir politika değişikliğine yol açmasında da bir gariplik yok.
Tutarsızlık, bu yeni politikanın halka anlatılmasında yaşanıyor daha çok. Çıkıp kamuoyuna "bu konudaki yeni politikamız şudur" demek yerine, demagojik konuşmalar ve hamasi nutuklarla esas niyeti gizleme çabası içine giriliyor.
Bunun nedeni Türkiye’de politikanın halktan uzakta yapılıyor olmasıdır. Politikanın, sadece politikacılara özgü bir tür iş olarak algılanması hatası da diyebiliriz buna..
İktidara gelinceye kadar ve hatta iktidara geldikten sonra da ağızlarından "şeffaflıkötan başka bir şey duymadığımız AKP yöneticileri, sıra Türkiye’nin savaşın bir parçası olması gibi en kritik konuya gelince "gizlilik" silahına sarılabiliyorlar.
Türk halkı, Irak’taki savaşın bir parçası olacaksak her şeyi bilmek hakkına sahiptir. Hangi milletvekilinin neyi savunduğunu, hangi partinin nasıl davrandığını bilmek hakkımızdır. Ve bu bilgi modası geçmiş "gizlilik" perdesi arkasına saklanmamalıdır.