Angela Merkel: Bir 'yeminli' Türk düşmanı..

Angela Merkel: Bir 'yeminli' Türk düşmanı..



Alman Hristiyan Demokrat Birliği Partisi Genel Başkanı Angela Merkel'in ziyaretiyle ilgili haberleri okuyunca insanın şaşkınlığa düşmemesi mümkün değil.
Merkel, herhangi bir Alman değil. Almanya'nın en büyük iki siyasi partisinden birisinin genel başkanı. Hangi okullarda okuduğunu bilmiyorum ama bulunduğu görevin gereği olarak "müktesebatı"nın dünyanın halini kavramaya yeterli olması gerektiğini düşünmemiz gerekiyor.
Ancak Merkel'in ziyaretiyle ilgili haberleri okurken hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim.
Demek ki sadece bizde değil, Almanya'da da yetersiz kişiler parti genel başkanlığına kadar yükselebilme olanağı bulabiliyorlar.
Merkel, Avrupa'da Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine açıktan karşı çıkan bir siyasi kişilik.

'Anadolu nerede?'
Türkiye'nin AB'ye tam üye olamayacağını, olmaması gerektiğini, kendisine verilecek "imtiyazlı özel bir statü" ile yetinmesi gerektiğini savunuyor.
Ancak Türkiye'ye geldikten sonra yaptığı konuşmalarda söylediği sözler, bu görüşlerin ciddi bir çalışmadan sonra ortaya çıkmış fikirler olmadığını da ortaya koyuyor.
Mesela Mercedes'in bütün kamyonlarının Türkiye'de üretildiğinden ancak buraya yaptığı gezi sırasında haberdar olabiliyor.
Türk toplumunun ve devletinin AB üyeliği için nasıl bir istek içinde olduğunu ve bu amaca ulaşmak yolunda Türkiye'nin geçirdiği değişimi görebilmek için buralara kadar gelmesi gerekiyor.
Daha da komiği dün Alman Konrad Adenauer Vakfı'nın Türkiye temsilcisine şu soruyu sorabiliyor: "Anadolu nereden başlıyor? Buradan uzakta değildir, değil mi?"

Mücadele güç
Gezisi sırasında söylediği tüm sözleri bir arada okuduğumda şunu düşünüyorum: Merkel'in Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkması somut bilgilerden ve verilerden değil, ideolojik önyargılardan ve siyasi körlükten kaynaklanıyor.
Ve bununla mücadele etmenin de çok güç olduğunu düşünüyorum.
Kıbrıs sorununun çözüm sürecine girmesi, Kopenhag Siyasi Kriterleri'ne uyum amacıyla yürütülen büyük reform çalışmaları önyargılardan kaynaklanan bu tür itirazları tümüyle yok etmeye yetmeyecek.
Gerçi Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Verheugen, "Türkiye'ye verilen üyelik perspektifi ciddidir" diye üzerine basa basa söylüyor ama son aşamada bu ön yargıların verilecek siyasi kararı etkileme olasılığını da göz ardı etmemek gerekiyor.
Merkel'in önceki gün Mehmet Ali Birand'a verdiği demeç neler yapabileceğimizin ipuçlarını da gösteriyor: "Türkiye'ye gelince, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğindeki kararlılığından korkmadım ama kendimi büyük bir baskı altında hissettim."
Demek ki bundan sonra yapılacak işlerden biri "yeminli Türk düşmanlarını" bir yolunu bulup birer birer buraya getirebilmek ve burada nasıl bir irade oluştuğunu kendi gözleriyle görebilmelerini sağlamaktır diye düşünüyorum.