Aşktan sonra yaşam var mı?

Bir kadın ile bir erkek arasındaki ilişkinin, başka kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkilerle kıyaslanması mümkün olmayan türden "çok özel" ilişkiler olduğuna inanırım.Her ilişki özel ve tektir diye düşünürüm.Bu yüzden kendi yaşadıklarını öne sürerek, başkalarına akıl satanlardan da aslında hiç hazzetmem.Buna rağmen okuyucuma zaman zaman "akıl sattığım" da oldu.Bu davranışımın bir hata olduğunu bildiğim halde, bunu yapmış olmamı nasıl açıklamalıyım, bilmiyorum. Kendisini "yaşlı taşra romantiği" diye tanıtan bir okuyucum var. Zaman zaman e - posta aracılığıyla konuşur, dertleşiriz. Geçenlerde "yaşlı taşra romantiğinden" bir e - posta daha aldım. Şöyle diyordu:"Siz ya da bir başkası ne söylerse söylesin, ne düşünürse düşünsün, ben ve öyküm, kendi bildikleri yolda ilerlediler. Yüreğim ele aldı işi ve beynimi dinlemedi. Yüreğimin kölesiydim, onun çektiği yolda gitmeye çabaladım. Biliyorsanız lütfen söyleyin; böyle bir tutku ya da aşktan sonra nasıl yaşanıyor kalan ömür? Cherin bir şarkısı aklıma geldi şimdi. "Is there life after love?" diye soruyordu."Bu soruya kestirme ve her romantiğin hoşuna gidecek bir yanıt vermek mümkün elbette: Gerçek bir aşktan sonra yaşanan hayata, hayat mı derim?Söylenince insanın kulağına da hoş geliyor.Yaşanılan aşkın bitişine olan isyanı dile getiren bunca şarkı da olduğuna ve bu şarkılar dillerden hiç düşmediğine göre bu genel geçerliliği olan bir durum da olmalı.Genellikle "giden"i suçlayan, "kalan"ın geride bırakılmış olmaktan kaynaklanan acısını hafifleten şarkılar..Ama her zaman unuttuğumuz bir şey de var bu bakış açısında: Bırakan kim? Kalan mı, yoksa giden mi? Giden neden gitti? Bunda geride kaldığını düşünenin payı nedir?Sanıyorum, biten bir aşk ilişkisinin ardından herkes şu soruyu kendi kendisine sormuştur: Bir daha âşık olabilir miyim? Bir insan yaşamı boyunca kaç kere âşık olabilir?Eski "dostum", Ortega Y. Gassetin yanıtı çok açık: "Bir kez bile sevmek, sevginin var olduğu konusunda ayak diremek demektir; onsuz bir evren bulunabileceği olasılığını yadsımak demektir."Roland Barthes de bir Buda öyküsü anlatıyor: "Usta, öğrencinin başını uzun zaman suyun altında tutar; yavaş yavaş su kabarcıkları seyrekleşir; son anda usta öğrenciyi çıkarıp yeniden canlandırır: Gerçeği, havayı istediğin gibi istediğin zaman, işte o zaman bileceksin onun ne olduğunu!"Biten bir aşkın ardından kendisini boğulacakmış gibi hisseden "âşık", tıpkı bu öyküdeki gibi gerçeği yeniden nefes alıp vermeye başladığı zaman anlar.Yeniden nefes alıp vermeye başlamak, hayata dönmek, yeniden âşık olmaktır bu.. Giden mi suçludur? Âşık olan herkes en az bir kere şunu düşünmüştür: İşte hayatımın aşkını buldum!Ve onu kaybettiğinde de şöyle düşünür: Hayatımın aşkını kaybettim!Teorik olarak aslında bunu hiçbir zaman bilemiyor olmamız gerekir.Ömrümüzün henüz yaşama fırsatı bulamadığımız "ilerleyen" günlerinde bir kez daha "işte hayatımın aşkı" demeyeceğimizi kim bilebilir?İnsan hayatı ölümle bitiyor. O son saniye yaşanıp bittikten sonra söyleyebileceğimiz bir söz bu aslında: O güzel gözlü kız hayatımın aşkıydı!Ama o "an" da öyle bir "an" ki, artık ne düşünmek mümkün, ne de konuşabilmek.."Aşktan sonra yaşam var mı?" sorusunun yanıtı da böylece ortaya çıkıyor.Evet bir "yaşam" var ve hayata karşı kendimizi kapatacak bir tür hastalıklı ruh haline girmiyorsak, Budist öğrenci gibi yeniden nefes almaya başlayabiliriz.Çok kolay değil, biliyorum. mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr O kız hayatımın aşkıydı