Cannes'da bayram havası

"İş" dediğim şey, bu yıl 50 yılını dolduran Cannes Lions Reklamcılık Festivali... Cannes'a bayram havası yaşatan önemli etkinliklerden biri bu. Milliyet iki yıldır bu festivalin Türkiye temsilciliğini yapıyor.Yola çıktığımızda hepimiz bunu "Viki'nin fantezilerinden biri" diye görüyorduk ama o haklı çıktı. Reklam sektörünün bu en önemli etkinliği dünyanın önde gelen basın kuruluşları tarafından destekleniyor ve temsil ediliyor.Milliyet de iki yıldır Türk yaratıcıların basın reklamlarını seçkin bir reklamcılık jürisinin değerlendirmesiyle Cannes'a yolluyor.Bu yıl basın ve "açık hava" reklamları alanında Türk yaratıcıları iki derece elde ettiler. Haberini Milliyet'te okudunuz, Rafineri ve Medina Turgul / DDB, sırasıyla "açık hava"da ikincilik, basın reklamlarında da "üçüncülük" ödüllerini aldılar. OMD ise iki ayrı kampanya ile "medya kullanımı" alanında finale kalma başarısını gösterdi.Biraz bizden de kaynaklanan iletişim hataları nedeniyle Türk medyasında hak ettiği yeri bulamayan bu haber, Türk reklamcılığının ulaştığı yaratıcılık düzeyinin artık uluslararası alanda da gözle görülür, elle tutulur hale geldiğini gösteriyor.Önceki gece de Festival Sarayı'nda 50 yıldır birincilik ödüllerini alan reklam filmleri arasında yapılan bir yarışmanın sonuçlarını izledik. Dünya markaları olarak tanıdığımız ürünlerin bu unvanı neden hak ettiklerini gözlerimizle gördük... Reklama önem veren, doğru zamanda doğru reklam yapan firmaların bundan nasıl kazançlı çıktıkları, gözümüzün önünden kısa filmler halinde geçti...Aslına bakarsanız doğrudan doğruya Cannes kentinin kendisi bile bugün bir "turizm" markası olmasını buna borçlu.Doğru strateji, etkin bir medya kullanımı, Film Festivali ve Reklamcılık Festivali gibi iki önemli uluslararası etkinlik, bütün Akdeniz havzasında yüzlerce benzeri olan bir bölgeyi "turizm cenneti" haline getirmeye yetmiş..Dün akşam Cannes'da yemek sonrasında "eğlence" ararken tavsiye üzerine "Cannes'ın Laila"sına gittik.Gittik ve bir kez daha sahip olduğumuz değerleri neden kullanamadığımıza hep birlikte üzüldük."Cannes'ın Laila'sı" La Baoli, bizim Laila ve Reina'nın yanında ancak bir "kır kahvesi" olabilir, hepsi o kadar..İstanbul'un Türkiye'ye gelen turistler için neden bir çekim merkezi haline gelemediğinden yakınıyoruz hep.. Bilmem kaç milyon turist geliyor, Akdeniz ve Ege sahillerimizde denize giriyor, uçakla 50 dakikada ulaşabilecekleri İstanbul gibi bir metropolü görmeden geri dönüyor.. Tarihi eserleri, sarayları, Boğaz'ı ve bütün Akdeniz'de bir benzeri olmayan eğlence yerlerini görmeden.Tarihi zenginlikleri, müzeleri ve alış veriş olanakları bir yana Laila, Reina, Zihni & Friends, Hayal Kahvesi, Ulus 29, Sunset gibi eğlence yerleri ve Boğaz'ın muazzam balık lokantaları bile birlikte pazarlanması gereken turizm zenginliklerimiz ve bundan ne yazık ki hiçbir şekilde yararlanamıyoruz.Yararlanmak bir yana, bazılarımızın eline fırsat geçse hepsinin kapısına kilit asmaktan da çekinmeyeceğiz neredeyse.Buraları her görüşümde aynı şeyi düşünüyorum: Türk'ün, Türk'ten başka bir düşmana ihtiyacı yok! mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Bir iş için İstanbul dışındayım, Côte d'Azur'da.. Nice, Cannes, St. Tropez dolaşıp duruyorum. "Bu nasıl iş?" diye kıskançlık duyacaklar için yanıtım da hazır: Bu da böyle bir iş işte!