'Çocuk da yaparım, kariyer de...'

'Çocuk da yaparım, kariyer de...'



National Geographic'in son sayısında, öldürücü mikropların da zaman içinde "akıllandıklarını" anlatan küçük bir makale okudum. Böyle yazıları, hasta yatarken okumak insana ayrıca iyi geliyor.
Yazıyı okuduktan sonra, üç gündür Baba'daki Marlon Brando sesiyle konuşmama yol açan virüse karşı sempati duyduğumu itiraf etmeliyim.
Soğuk algınlığına yol açan virüs, zaman içinde kendine çekidüzen vermiş. İnsanları yataklara düşürmekten vazgeçmiş. Böylece daha çok insanın soğuk algınlığı geçirirken ayakta dolaşmaları mümkün olabiliyormuş.. Bu da virüsün daha çok üreyip başka insanlara da bulaşmasına olanak sağlıyormuş.
Kronik faranjitimi azdıran virüsümü sevmeye başlamış olmam onun böyle kötü niyetli olmaması.. Evden çıkamaz hale gelip virüsü kimseye bulaştırma sorunum da olmuyor!

Modern kadının sorunu
Neyse, konumuz bu değil, bu sayede biriktirdiğim kitapları okuma olanağım oldu. Bir sürü film seyrettim, televizyon reklamlarına bile baktım..
Reklamlarda ilginç bir şey takıldı gözüme.. Türkiye "türban"ı tartışırken, modern kadının gerçek sorununa değinen bir reklam kampanyası..
Bir cıngılı var, aklımda kaldığı kadarıyla: Koysalar önüme bariyer de / Çocuk da yaparım, kariyer de / Bütün erkekler peşimde, ama aklım işimde..
Tam olarak böyle olmayabilir, ama aşağı yukarı böyle bir şey..
"Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği" isimli bir kuruluş var. Dernek kendi kuruluşunun 50, Cumhuriyet'in kuruluşunun 80. yıldönümü için bir kitap yayımlamış. İsmail Şen'in araştırması "Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Karikatürlerde Kadın" ismini taşıyor.

Kadınlar polis olursa...
Kadınların toplumsal yaşam içinde erkeklerle eşit olarak yer almaları fikri, belli ki İmparatorluk'un son, Cumhuriyet'in ilk yıllarında iyi bir "mizah" unsuru olarak görülüyormuş. 1919 ile 1927 yılları arasında yayımlanan birçok karikatür var bununla "dalga geçen"..
Papağan'da Ratip Tahir, 1927'de bir kadın polis çizmiş mesela.. Gözleri sürmeli, dudağını boyayan, üniformalı bir kadın polis. Altında şöyle yazılı: "Kadınlar polis olursa: Böylesine kim tutulmaz?"

Güzelliğiniz yeter!
21 Şubat 1923 tarihli Güleryüz'de yayımlanan bir karikatürde, iş arayan güzel kız, bir yazıhanede bir adamla konuşuyor. Karikatürün altında şunlar yazılı:
"İş bulmak müşkülatı karşısında mektep mezunelerimiz:
Hanım kız - Efendim bendeniz iki mektepten birincilikle mezuneyim. Üç lisana vâkıfım. Elimden biçki, dikiş, resim geliyor, aç kalmamak için hangisinden istifade edebilirim?
- Güzelliğinizden!.."

Küçümsenemez gelişme..
Elbette o dönemin mizah anlayışıyla bizim dönemimizinki bir değil.
Ama kadınlara bakış biçimimizin zaman içinde çok yavaş geliştiğini gösteren örnekler bunlar.
O yüzden reklamlardaki cıngılı duymak bana iyi geldi..
Kadınların, kadın olmaktan kaynaklanan özelliklerini yitirmeden (yani bir anlamda "erkekleşmelerine gerek kalmadan") toplumsal yaşam içinde yer alma taleplerinin ticari bir olayın içinde böylesine açık yer alabiliyor olması hoşuma gitti.
Böyle birçok kadın tanıyorum. İşim nedeniyle önemli bölümü gazeteci, reklamcı, halkla ilişkiler uzmanı, araştırmacı, üniversite hocası.. Öteki meslek grupları için de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Bugünün genç kadınları "çocuk doğuruyor, kariyer de yapabiliyorlar."
Bunun küçümsenmeyecek bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Bir gelişmenin ötesinde, ciddi bir talep.

Başlardaki bağlar!
Kitapta bir karikatür daha var, sanki bugün için çizilmiş gibi..
Ramiz'in 22 Kasım 1928 tarihli Akbaba'da yayımlanan bir karikatürü bu.. O günlerde Milli Eğitim Bakanlığı, kadınların başlarını "şapka" giyerek örtmelerini emreden bir genelge yayımlamış, karikatür bu olayla ilgili..
Günümüz türbanlılarıyla kıyaslanamayacak modern bir giysi içinde kadın, minik bir şapka var, yanındaki adamla konuşuyor.
Karikatürün altyazısı şöyle:
"Maarif Vekaleti hanımların şapka giymelerini tamim etti..
Kadın - Bizi maziye bağlayan bütün bağları söküp attık..
Erkek - Yalnız başınızdaki şu bağı atamadınız!.."