Daimi ‘avcılar’ asla olgunlaşamazlar!

Daimi ‘avcılar’ asla olgunlaşamazlar!


Bir erkeğin hayata bakışını belirleyen nedir, yaşadıkları mı yoksa yaşayamadıkları mı?
Bu soruya, sinemalarda gösterilmekte olan "Bir Erkek Hakkında" isimli filmle ilgili olarak yazılmış bir eleştiride rastladım.
Filmin kahramanı Hugh Grant, bir "kadın avcısı"... Yaşamını buna adamış her erkek gibi o da biraz çocuk kalmış doğal olarak...
Çünkü bir erkeği gerçekte olgunlaştıran faktör daha önce de yazdığım gibi kadınlarla yaşadıklarıdır. Ama tek hedefiniz "avcılıkösa bu mümkün olamaz. Bir kadınla yeterince derin bir ilişki geliştirip, içinizdeki olgun erkeği ortaya çıkaracak vaktiniz olmaz, her şeyden önce...
Kadınlar hayatınıza birbiri ardı sıra girerler ve çıkarlar... Hepsi bundan ibaret kalır.
Bir kadınla adam gibi bir ilişki yaşayamayan bir erkek hiçbir zaman olgunlaşamaz.

Erkekler, çoğu zaman ne hissettiklerini bilmezler... Alon Gratch’ın dediği gibi "Duyguların diline karşı derin ve sorun yaratan bir direnişleri vardır."
"Erkeklerin kafalarının içinde yaşama ve kendilerini duygularından uzak tutma eğilimi" diye nitelenen bu durumun tek ilacı da bir kadınla derin bir ilişki kurmaktır.
Çünkü, böyle bir direnişle mücadele etme gücü sadece âşık kadınlarda vardır. Bir erkeğin duygu dilini, kendisine âşık olan, âşık olduğu kadın çözebilir.
Birçok kadının sevgilisine ya da eşine sorduğu "Ne hissediyorsun?" sorusunun çoğu zaman yanıtsız kalmasının nedeni de ortada aşk gibi bir katalizör olmamasıdır.
Hugh Grant’in filmdeki "av alanı" bekâr anneler... Onları seçmesinin nedeni "Hem duygusal açıdan daha kolay elde edilebilir olmaları, hem de sonra kolayca terk edilebilmeleri" olarak açıklanıyor filmde...
Böyle midir, gerçekten de bekâr anneler kadın avcıları için kolay bir hedef midir, bilmiyorum. Ama bana kalırsa böyle bir genelleme yapmak her şeyden önce kadınları çok hafife almak demek.
Evet, tümüyle maço değerlerin hâkim olduğu bir dünyada tek başına çocuk büyütmeye kalkışmak bir kadını zaman içinde duygusal açıdan kolay bir av haline getirebilir ama her kadının en zayıf anında bile güçlü bir kişilik ortaya koyarak "ava gideni avlaması" da hiç sürpriz olmaz diye düşünüyorum.

Gerçi böyle bir durumda "avlanmış olmanın" erkek için mükemmel bir sonuç olduğunu da düşünmüyor değilim...
Yeri gelmişken şunu da belirteyim ki, kadınlardan "bir av" olarak söz etmek beni ciddi olarak rahatsız ediyor. Okuyucunun, her "av" ve "avcı" kelimesi geçtiğinde bunun benim kişisel yargım olmadığını da dikkate almasını rica ediyorum. Bu kelimeleri kullanıyor olmam, sadece filmin söyleminden uzaklaşmama çabası olarak yorumlanmalı...
Sonuç olarak filmde çizilen erkek tipi olgunlaşmamış ve açgözlü bir karakter.
Kadınlarla ilişkisini sadece "skor" düzleminde kuruyor ve hayatında karşılaştığı kadınların çoğu da onu böyle konumladıkları için içindeki gerçek erkeği ortaya çıkarmayı başaramıyorlar.

Ama unutmayalım ki her film iyi sonla biter. Burada da iyi sonu sağlayan bir erkek çocuk oluyor, Grant’in içindeki olgun erkeği ortaya çıkarma görevini o yükleniyor ki bunun da bir saçmalık olduğunu söylemek zorundayım.
Böylece sorunun yanıtı da film biterken verilmiş oluyor: Bir erkeğin yaşama bakışını belirleyen şey yaşadıklarıdır. Yaşadıklarımız bizi şekillendirir, bir kalıba döker ve o kalıbın içinden dünyaya bakmaya başlarız.