Derviş, Baykal, Cem ve Raşomon gerçeği..

Derviş, Baykal, Cem ve Raşomon gerçeği..


Günler sonra İstanbul’da yeniden güneş açtı. Gerçi hâlâ garip şekilli, grili - beyazlı bulutlar rüzgarın önünde bir Karadeniz’e, bir Marmara’ya doğru akıp gidiyor ama güneşin parlak ışıkları insanın içine yeniden bahar geldiğini müjdeliyor sanki..
Uykudan yeni kalkmış bir güneş bu.. Biraz mahmur.. Günlerdir bulutlarla yaptığı mücadeleden biraz yorgun düşmüş bir güneş..
Üç gündür tropikal yağmurların şaşkına çevirdiği İstanbul’u kendine getirmeye çalışıyor..
Geçen gün bir kovadan dökülür gibi camlara çarpan yağmuru seyrederken gözümün önünde eski bir Japon filminden sahneler canlandı.
Kurosawa’nın filmi Raşomon’dan sahneler..
TRT bir ara çok sık yayımlardı bu filmi, belki siz de seyretmişsinizdir..
Raşomon, orta çağda, restorasyon öncesi Japonya’da geçen bir öyküyü anlatır.
Yanlış hatırlamıyorsam eski imparatorluk başkenti Kyoto’daki bir tapınağın önünde başlar film.. Tıpkı üç gündür İstanbul’u esir alan yağmura benzer bir yağmur yağmaktadır.
Sanıyorum filmin aklıma gelmesine yol açan şey de daha çok bu olmalı.. Ama son politik gelişmeleri, o gelişmelerin kahramanlarını, yapılan açıklamaları, kulislerden sızan haberleri de unutmamak gerek. Raşomon’u tekrar hatırlamamın bir nedeni o yağmursa ikinci nedeni de Ankara’da olup bitenlerdi..

Tapınağın önünde oturan rahiplere yağmurdan sırılsıklam olmuş bir oduncu gelir ve ormanda tanık olduğu dehşet verici bir olayı anlatır.
O dönemin Japonya’sında benzerlerine çok sık rastlanan bir olay.. Ormanda eşiyle birlikte yolculuk yapan bir samuraya bir haydut saldırmıştır. Önce samurayın gözleri önünde karısına tecavüz etmiş sonra da talihsiz adamı bir kılıç darbesiyle öldürmüştür.
Daha sonra kurulan bir tür halk mahkemesinde olayın kahramanlarını karşımızda görürüz: Tecavüze uğrayan kadın, haydut ve bir medyumun çağırmayı başardığı ölü samurayın ruhu!
Haydut kadına tecavüz ettiğini kabul eder. Ama bunu oduncunun söylediği gibi adamın gözleri önünde değil, adamı öldürdükten sonra yapmıştır. Kadın, kocasını, kendisini hayduta verdiği için bizzat öldürdüğünü söyler. Samuray ise karısının kendisini haydutun kollarına atması nedeniyle intihar ettiğini anlatır.
Kurosawa bu filminde herkesin gerçeğinin kendine göre olduğunu anlatmaya çalışır. Herkesin gerçeği farklıdır ve insanlar tanık oldukları hoşlanmadıkları olayları unutmak eğilimindedirler. Aynı olayın dört değişik açıdan anlatılması ve yorumlanması birbirini tamamlar, bütünler..
O yağmurlu günde Kyoto ormanlarında gerçekte ne olduğunu anlamak için gerçeğin bütün boyutlarını bilmemize ihtiyaç vardır..

Derviş’in YTP’yi neden terk ettiği, CHP ile anlaşmasında hangi saiklerle hareket ettiği gibi değişik kaynaklardan gelen haberleri okurken aklımda Raşomon vardı..
Okuduğumuz birçok haber, daha sonra muhatapları tarafından yalanlanmış da olsa kendi gerçekliği içinde doğruydu, çünkü olayın taraflarından birisinin ya da ikisinin gerçeğini yansıtıyordu.
Derviş’in hareketinin bir ihanet olup olmadığı, Baykal’ın samimi olup olmadığı, Cem ve Özkan’ın hangi politik hataları yaptıkları... Bu dört beş günde Ankara’da neler olup bittiğini tam anlamıyla öğrenebilmemiz için belki de böyle sanal bir Raşomon mahkemesi kurmamız gerekecek.
Ama o zamana kadar, tıpkı Raşomon’daki film kahramanlarının yaptığı gibi varlığından hoşlanmadığımız bütün ayrıntılar da kafamızdan silinip gidecek..
Baykal ve Derviş’in bu güç birliğinde en çok işlerine yarayacak şey de sanıyorum, insanların bu özellikleri olacak.
Eğer önümüzdeki şu bir aylık süre içinde Baykal sürekli sözünü ettiği açılımı gerçekten yapmayı başarabilirse de o günlerde Ankara’da nelerin olup bittiğinin hiçbir önemi kalmayacak.