Dudaktan kalbe...

Dudaktan kalbe...


Öpüşürken gözlerini kapamayan bir kadına güvenme... H. Jackson Brown Jr.’ın "Hayata Dair Büyük El Kitabı"nın sekizyüzsekseninci öğüdü böyle diyor. Brown, üniversiteye yeni başlayan oğluna, ilerdeki yaşamı için bir "yol haritası" vermek amacıyla yazmış bu öğütleri...
Doğrusunu isterseniz bugüne kadar öpüşürken gözlerini kapatmayan kadınları gerçek hayatta hiç tanımadım... Bu öğüdü duyduktan sonra artık tanımak da istemem...
Sadece gerçek hayatta değil, filmlerdeki kadınlar da öpüşürken gözlerini kapatırlar... Bunun iki istisnasını hatırlıyorum, filmleri seyrederken çok dikkatimi çekmişti.
Birisi Fellini’nin Dolce Vita’sında Marcello Mastroianni ile Anita Ekberg’in öpüşme sahnesiydi...

Anita Ekberg’i kim öpmek istemez? Çıkık elmacık kemiklerinin, güçlü bir çenenin ve mükemmel düzgünlükteki bir burnun çerçevelediği harika bir yüze o kadar yaklaşabildiğinizde, aklınıza gözlerini kapayıp kapamadığını kontrol etmek gelebilir mi?
Filmi seyredeli çok uzun zaman oldu ama Ekberg’in öpüşürken hafif aralık bıraktığı gözlerine, Fellini’nin özel bir vurgu yaptığını zannetmiyorum... Bu belki de sadece film çekilirken ya da montajı yapılırken üzerinde hiç durulmamış bir detaydı... Bunu hatırlıyor olmama bakıp "ruh durumum" üzerine ileri - geri yorumlar yapmanız hiç hoş olmaz, bunu da belirteyim...

Stanley Kubrick’in, "Eyes Wide Shut"ında ise buna özel bir vurgu yapılmıştı. Tom Cruise ve Nicole Kidman’ın filmin hemen başındaki "yakınlaşmalarında" Kidman gözlerini hiç kapamamıştı... Gözlerini kapamadığı gibi, sahne boyunca aynada kendisini uzun uzun seyretmeyi de ihmal etmemişti...
Kubrick’in filmindeki kadınlar cinsel güç mücadelesinde kendi yenilgilerini doğallıkla karşılıyorlar ancak tavırlarıyla bu boyun eğişin bir "toplumsal rol gereği" olduğunun da altını çiziyorlar...
Burada iki ruhun birbiri içinde erimesinden söz edilemiyor, film bir aşk öyküsünü anlatmıyor çünkü... Kayıtsızlıkları, aynı zamanda karşılarındaki erkeği "hiçlemeye" varıyor... Erkeğin önünde tuvalete oturabiliyor, temizlenebiliyor, sevişirken gözlerini kapatmaya gerek duymuyor...

Gasset, erkeklerle kıyaslandıklarında kadınların daha çok kendileri için yaşadıklarını söylüyordu. Bunun iki zıt içgüdüden kaynaklandığına inanıyor ve şöyle yazıyordu: "Çok sayıda erkeğin iç yaşamları, sözcüklerin ötesine taşmaz, iç duyguları da yalnızca sözel bir varoluşla sınırlı kalır. Oysa kadında bir kendini saklama ve gizleme içgüdüsü vardır. Kadın ruhu, sanki sırtını dış dünyaya dönmüş gibi içteki tutkulu mayalanmayı saklayarak yaşar... Alçakgönüllü davranışlar, bu iç saklama tutumunun sadece simgesel biçimidir."

Kadın, iç dünyasını sadece kendisi için çok özel olan bir tek erkeğe açar... Âşık olduğunu düşündüğü, onun için her şeyi yapmaya hazır olduğu bir tek erkeğe...
Âşık olduğu erkek ile öpüşürken gözlerini kapatıyor olmasının nedeni de benim düşünceme göre budur.. Kadın gözlerini kapar, çünkü o anı ve teslim oluşu bütün ruhuyla yaşamak ister. Dışarda olup bitenlerin araya girmesine izin vermez... Gözlerini kapayarak bir tür telepatik iletişime geçmek ister... Sadece birbirini seven iki ruhun, o çok özel dille haberleşmesine olanak sağlar..
Buradan çıkarak şunu söyleyebilirim artık: Bir kadın, öpüşürken gözlerini kapatmıyorsa size âşık değil demektir. O öpüşmenin ardında bir başka gizli niyet varsaymak gerekir... O gizli niyetin ne olabileceğini ise ancak kendisi bilir... Bu yüzden "öpüşürken gözlerini kapatmayan kadınlardan uzak durmak" bir baba öğüdü olarak ciddi bir anlam ifade ediyor... Artık dinleyip dinlememek de size kalmış...