Ecevit için küçük, Türkiye için büyük bir adım

Ecevit için küçük, Türkiye için büyük bir adım


Neil Armstrong, 21 Temmuz 1969 günü Türkiye saati ile 04.56’da Ay’a ayak bastı. Ay aracı Kartal’ın toplam dokuz basamaklık merdiveninden inen Armstrong, Ay’a ilk kez sol ayağıyla bastı. Sağ ayağını onun yanına getirdi ve bir adım attı. Ağzından şu sözlerin döküldüğünü yazıyor tarih: "Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım."
Dün Başkent Hastanesi’nden yapılan yazılı açıklamayı okuyunca aklıma bu öykü geldi. Açıklamaya göre Başbakan Bülent Ecevit "mobilize" olmuştu... Bu açıklama, Başbakan’ın artık yürümekte zorlanmadığı, istediği hareketleri kendi başına yapabileceği anlamına geliyor.
Ecevit için küçük, Türkiye için büyük bir adım!

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır krizinden çıkmaya çalışıyor. Göstergelerin neredeyse tümü olumlu yönde ilerleme olduğunu ortaya koyuyor. Cumhuriyet tarihinin en önemli ve en zor kararlarını almayı başarmış bir hükümetin bu işi yarım bırakacağı ve tekrar geriye dönülebileceği endişesi haklı olarak herkesi ürkütüyor.
Başbakan’ın sağlık durumunun bu kadar yakından takip edilmesinin nedeni bu. Türkiye’nin yeniden bir seçim ortamına girmesi, seçim nedeniyle ekonomik önlemlerde meydana gelebilecek gevşeme gerçek bir felaketle sonuçlanabilir.
Devlet Bakanı Kemal Derviş, seçim ortamına girmiş bir Türkiye’de bile programın yürümesinde aksaklıklar olmayacağını düşünüyor. Bu nedenle seçim tarihinin belirlenmesinin bile bir sakınca yaratmayacağını hatta olumlu beklentiyi arttıracağını savunuyor.
Siyaset sahnemizin öteki aktörleri ise seçimin, programın yürümesinde aksaklıklar yaratacağı kanısındalar...
Kişisel görüşüm, Derviş dışındaki siyasetçilerin haklı olduğu yolunda... Neden derseniz tek cümlelik bir cevabım var: Herkes kendini biliyor!

Türkiye’nin klasik siyasetçi tipi için seçim demek, iktidar olanaklarının son kuruşuna kadar seferber edilmesi demek... Ülkenin geleceği, ekonomik programın gereklilikleri, bu nedenle seçim sonrası karşılaşılabilecek sorunlar onlar için hiç önemli değil... Seçim, sadece seçilmeyi hedeflemek demek ve bunun için de gerekiyorsa bir değil, on ekonomik programı bile yırtıp bir kenara atmaktan kaçınmayacaklar... Bunu çok iyi bildikleri için, seçim lafını duymak bile istemiyorlar. Ne demişler? "Kişi kendini bilmek gibi büyük irfan olmaz!"
Bu açıdan bakınca gerçekten "irfan sahibi" siyasetçilere sahip olduğumuz için övünebiliriz.
Ama ne yazık ki bu övünülecek bir durum da değil... Kimse "bu ekonomik programı seçim kaybetme pahasına bile tavizsiz uygulayacağız" demiyor, diyemiyor...

Ekonomideki ilk rahatlamanın ortaya çıkmasından beri koalisyon ortaklarında yeniden alevlenen partizanlık kaygısı, bütçeden para koparma telaşı yeniden başını almış gitmiş durumda...
Derviş’in ısrarla bir an önce seçim tarihi belirlensin diye diretmesinin ardında yatan da aslına bakarsanız bu tablonun programın geleceğini ciddi olarak tehdit etmesi...
Birçok kuruluştaki partizanlık ve savurganlığın boyutları onu ürkütüyor. Küçücük bir seçimde bile kamu kuruluşlarının bütçesinin nasıl savurganca ortaya saçıldığını görmesi belli ki onu telaşlandırıyor. Aylar önce kapatılmasına karar verilen bazı bölge müdürlükleri hâlâ ayakta... BDDK’ya hâlâ bir başkan yardımcısı atanmadı. Programın yürütülmesinde tali nitelikte de olsa bazı kararların zamanında alınıp uygulanmasındaki gecikmeler gibi nedenler Derviş’i sıkıştırıyor.
Türkiye gerçek bir açmazla karşı karşıya... Ya kırk katır, ya kırk satır!