Elmayı seviyorsun diye onun da seni sevmesi şart mı?

Elmayı seviyorsun diye onun da seni sevmesi şart mı?



Otomobille aşk arasında nasıl bir ilişki var diye düşüneceksiniz belki ama VW için hazırlanmış bir broşürde Diego Armando tarafından yazılmış bir şiir gördüm:
"Sen olmasaydın eğer, / O kadar çok şey başka olacaktı ki. / Ne bu kadar sevinçli olacaktım, / Ne bu kadar korkusuz, / Ne de bu kadar umutlu. / Sen olmasaydın eğer, / O kadar çok şey başka olacaktı ki. / Ne güneş bu kadar parlak olacaktı, / Ne ay bu kadar yakın, / Ne de gökyüzü bu kadar mavi. / Sen olmasaydın eğer, / O kadar çok şey başka olacaktı ki. / Ne bu kadar dolu olacaktı yaşamım, / Ne bu kadar göz kamaştırıcı, / Ne de yaşamım kendi yaşamım."
Böyle insanlar çoktur dünyada.. Varlıklarını kendileri dışındaki bir varlığa bağlar, yaşamlarını onların düzleminden tarif ederler.

Sevilene kadar hiçsin!
Dean Martin'in de bir şarkısı var bu anlamda, Ally McBeal dizisinin bir bölümünün "tema" müziğiydi: "You're nobody till some body loves you".. Birisi seni sevene kadar bir hiçsin!
Bu, insan doğasının insana oynadığı bir oyun aslında..
Çünkü insan davranışlarına yön veren şey esasen içselleştirdiğimiz değerler ve seçmeler dizisidir.
Tercih ettiğimiz değerleri ifade eden olaylar ve insanlarla karşılaştığımızda duyarlılığımız artar, bunların dışındaki şeyleri fark etmemiz ise zorlaşır, çoğu kez imkansız hale gelir.
Aşkın insanın gözünü kör ettiği önermesi de kaynağını bu durumdan alır.

İyi niyetli güldürü
Gasset "Yaşamlarımızın büyük kesimi, kendi çıkarımız için oynadığımız iyi niyetli bir güldürüden ibarettir" derken bunu kastediyor.
Günlük yaşamımızı sürdürürken aslında bize ait olmayan davranışlar edinir, bunları başkalarına hoş görünmek için değil, kendi gözümüzde kendimizi yüceltmek için yaparız. İçselleştirilmiş değerler ve seçmeler derken bunu kastediyorum.

Kişilik katalizörü
Ancak sadece aşk gibi bir duygu insanın hiç farkında olmadan kişiliğinin özünü ortaya çıkaran bir katalizör görevi yapar.
Âşık olduğunda o güne kadar sürdürdüğü dingin yaşamını terk eden, bambaşka bir kişi olup çıkan insanlarla ilgili çok öykü dinlemişizdir.
Bilmem nerenin genel müdürüyken âşık olup her şeyi geride bırakarak giden insanlar.. Düzenli bir yaşamı varken salt âşık olduğu için bu düzeni alt üst etmekten çekinmeyen insanlar..
Aşk, insanın kişiliğinin özünü ortaya koyan bir katalizör görevi yaptığında da âşık olan kişi kendisini, aşık olduğu kişinin düzleminden tarif etmeye başlar.

Âşık olmadan asla
İşte o zaman yazının başında size aktardığım gibi şiirler yazarsınız.
Birisi sizi sevinceye kadar bir hiç olduğunuzu düşünürsünüz.
Benim düşünceme göre ise aşk kişinin kendisine ait bir duygudur. Önemli olan insanın kendisinin ne hissettiğidir. Aşkına yanıt alamamış bile olsa böyle kişiler âşık olmaktan mutlu olurlar.

Mesele yürekte...
Nazım Hikmet'in "Tahir ile Zühre meselesi" isimli şiiri bu nedenle bana Armando'nun şiirinden daha yakın geliyor. Okuyalım:
"Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da / hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, / bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte / yani yürekte. / Seversin dünyayı doludizgin / ama o bunun farkında değildir / ayrılmak istemezsin dünyadan / ama o senden ayrılacak / yani sen elmayı seviyorsun diye / elmanın da seni sevmesi şart mı? / Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık / yahut hiç sevmeseydi / Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?"
Not: Tahir ile Zühre, Türk, Arnavut, Ermeni ve Gürcü folkloründe yer alan bir aşk öyküsü.. Karagöz - Hacivat oyunlarına da girmiş, kavuşamayan aşıklar öyküsü.. Konya'da Tahir ile Zühre'nin türbesi de var. Yaklaşan Şeb-i Arus için Konya'ya gidecek olanlar belki bu türbeyi de ziyaret edip kavuşamayan tüm aşıklar için bir dua okumak isterler..