Erdoğanın aradığı toplumsal mutabakata nasıl varırız?

Başbakanın böyle bir röportaj yapmadığını, röportajı yapan gazeteciyi hiç tanımadığını iddia etmesinin ardından ortaya çıktı ki, röportaj da yapılmış, Başbakan gazeteciyi de tanıyormuş.Böyle bir olay, bir Türk gazetecisinin başına gelmiş olsaydı hiç kuşku yok kamuoyunun bir bölümü Başbakanın haklılığına inanmaya devam edecek ve Türkiyede devlet yönetimine gelmiş kişilerin zaman zaman ne kadar gayri ciddi olabilecekleri de gözlerden bir kez daha kaçacaktı.Sonunda olayın sorumluluğu, bu işte belki de en son suçlanması gereken kişinin, danışman Cüneyd Zapsunun üzerinde kaldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, Alman Welt am Sonntag gazetesine verdiği demeçten sonra yaşananlar, demecin vahim içeriğinin önüne geçti. Biz yine demece dönelim..Başbakanın basın danışmanının açıklamasına göre, Başbakan türban yasağının kaldırılması yolunda girişimlerde bulunulacağını söylerken, "bu amaçla toplumsal bir mutabakat aranacağını" da vurgulamış ve röportajda bu cümle atlanmış.Başbakan burada haklı.Türban konusu çözümlenecekse bu, Türkiyedeki her çevrenin üzerinde anlaşmaya varabileceği bir şekilde çözümlenecek.Bunun aksi yine gereksiz gerilimlere yol açacak ve bunun acısını da her zaman olduğu gibi "türban takmak isteyenler" çekecek.Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu konuda aslında herkesin fikir birliğine varmakta zorlanmayacağı bir çizgi çizmişti."Kamusal alanda" sadece türban takmanın değil, başka dini semboller kullanmanın da laik devlet anlayışı ile bağdaşmayacağı, artık Avrupa demokrasilerinde de genel kabul gören bir durum. AB üyesi birçok ülkede bu konuda yasalar birbiri ardına çıkıyor ve uygulanıyor.Bizim sorunumuz "kamusal alan" tanımıyla ilgili..Bu konudaki görüşlerimi daha önce yazmıştım.Benim bulduğum formül şu: Kamusal alanda bir "yasaklama"dan söz ediyorsak, bu kamu hizmetlerinden yararlananlara değil, kamu hizmetini herkese eşit şekilde vermek zorunda olanlara yönelik olmalı.Yani kısaca öğretim üyesiyseniz türban kullanamazsınız ama öğrenciyseniz kullanabilirsiniz. Doktorsanız kullanamazsınız, hastaysanız kullanabilirsiniz. Polisseniz, hâkimseniz, savcıysanız kullanamazsınız, sanık ya da şikâyetçiyseniz kullanabilirsiniz gibi... Bir cümle atlanmış Mesele en geniş tanımıyla bir "kişilik hakları" sorunu.Nasıl giyinmeyi kendiniz için uygun buluyorsanız, öyle giyinirsiniz.Kamu hizmeti verenler hariç: Onların nasıl giyinmeleri ve hangi kurallara uymaları gerektiğini yasalar ve yönetmelikler düzenler, herkes de buna uymak zorundadır.En doğru tanımlamanın benim yaptığım olduğunu iddia ediyor değilim. Elbette konu tartışıldıkça bu konularda benden daha fazla söz söyleme ehliyetine sahip olan insanların görüşleri ortaya çıkar, genel kabul gören bir tanımda uzlaşma mümkün olabilir.Sorunu böyle tanımlayabilirsek, Başbakanın aradığı "toplumsal mutabakata" varmamız daha kolay olur. Tanım sorunu Ancak Başbakanın Alman gazetesinde yer alan sözlerindeki gibi konu bir "Kuran emri, dini inanış gereği" düzleminde ele alınırsa, ortak bir noktada uzlaşmak da mümkün olamaz.O zaman aynı gerekçelerle kamu hizmetinde bulunanların da istedikleri gibi giyinmelerine izin vermek gerekir ki, günümüzün "modern laik devlet" anlayışı da buna izin vermiyor.Başbakanın demecinin "vahim" olması buradan kaynaklanıyor.Sosyal bir soruna, dini gerekçelerle çözüm bulma çabası..Bunun laik bir düzende yeri yoktur! mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Demeç vahimdi