Eski çözümlerden yeni sonuçlar çıkmaz

Eski çözümlerden yeni sonuçlar çıkmaz


W illiam James "Benim neslimin en büyük buluşu, insanların düşünce tarzlarını değiştirdiklerinde hayatlarını da değiştirebilecekleri gerçeğidir" diyor.
Bu sözü dün sabah Jeff Keller’in, "Yaklaşım Her Şeydir" isimli kitabının girişinde okumuştum. Üzerinden iki saat geçmemişti ki Mesut Yılmaz’ın koalisyonu bozarak yeni bir hükümet arayışı içine girdiğine ilişkin haberler arkası arkasına geldi.
Erken seçim gündeme geldikten sonra siyasi partilerimizin ve parti yöneticilerinin tutum ve davranışlarıyla ilgili bir yazı yazmak istiyordum. Yazıda anlatmak istediğim fikri James’in sözü çok güzel özetliyordu.

Erken seçim kararı alındığında şunu düşünmüştüm: Bütün araştırmalar gösteriyor ki AKP bu seçimin lideri olacak. Bu gerçeği değiştirmenin tek yolu siyasi hayatımızın bildik oyuncularının her zaman bildiklerini tekrarlamamaları olacak...
Basit bir gerçekti bu aslına bakarsanız: Daha önce yaptığınız hareketleri tekrarlarsanız, alacağınız sonuç en iyi ihtimalle daha önce aldığınız sonuç olur. Ondan bir adım öteye geçmeniz mümkün olmadığı gibi eskisini aratacak bir sonuçla karşılaşmanız da sürpriz olmaz.
Ama ilk tahminim gerçekleşti: Siyasi hayatımızın oyuncuları daha önce defalarca oynadıkları ve ezberleye ezberleye iyice aşındırdıkları rollerinden şaşmıyorlar... Daha önce denedikleri isimlerden, klasik politik manevralardan kolay kolay vazgeçemiyorlar. Sanki gizli bir kural var, oyunu hep aynı şekilde oynamaya onları zorlayan.

Örneğin Tansu Çiller, BBP ile ittifak arayışına girerken ya da Tuğrul Türkeş’i listesine aday olarak yazarken bunun seçim sandığında lehine sonuçlar yaratabileceğini düşünüyor. Yepyeni şeyler söyleyebilecek yepyeni insanlar aramak yerine, basit bir milletvekili pazarlığından ibaret kalacak bir ittifak arayışında ısrar ediyor. Düşünce tarzını değiştirmediği için yaşamının gerçeğini de değiştirmesi bu yüzden zor...
Ya da Mesut Yılmaz... Erken seçim tartışmaları başladığında 2003 yılının Nisan ayının uygun olduğunu söylüyordu. Sonra Devlet Bahçeli’nin önerdiği 3 Kasım’da seçim yapmanın zorunluluk haline geldiği söyledi... Şimdi ise olmadık siyasi manevralarla seçim tarihini ileriye atmaya çalışıyor...

ANAP sözcülerine bakarsanız mesele, seçim tarihini ertelemek değil, AB uyum yasalarıyla ilgili yönetmeliklerin çıkartılmasını sağlamak... Ama ne söylerlerse söylesinler bunun aslında seçimi ertelemek isteğinin bir kılıfı olduğunu saklamayı da başaramıyorlar.
Oysa Mesut Yılmaz, bu seçimlerde baraj altında kalmak şeklinde tezahür edecek hayatının gerçeğini değiştirmek için düşünce tarzını değiştirebilirdi. Seçim tarihi belli olduğunda ortaya çıkıp "Kimse kusura bakmasın. Türkiye’nin AB üyeliği seçimden de, benim milletvekili olmamdan da daha önemlidir. Ben bu süreçte seçimi değil AB’yi hedefliyorum ve bütün gücümle bunun için savaşacağım" diyebilirdi.
Bütün Avrupa başkentlerini kapsayan bir tür mekik diplomasisine girişir, bu da Türk halkının gözünden kaçmazdı. "AB üyeliğini sağlamak için her türlü fedakârlığı yapabilecek lider" rolü böylece ete kemiğe bürünür, bugün söylediklerine inanacak daha çok sayıda insan bulabilirdi...

Bunları yapmadığı gibi, sadece oturdu ve bekledi... ANAP’ın şu aralar tek siyasi faaliyeti, parti değiştirmekten başı dönmüş bazı isimleri yeniden üye kaydetmek! Bu isimler daha önce halka bir şey ifade ediyor olsalardı, içinde bulundukları partiler bu hale gelir miydi?
Mesut Yılmaz ve ANAP da düşünce tarzlarını değiştiremedikleri için hayatlarının gerçeğini değiştiremeyecekler...