Evet! Bu, medyayı ‘soygunculardan’ kurtarma kavgası

Evet! Bu, medyayı ‘soygunculardan’ kurtarma kavgası


Bu yazıyı Barcelona’ya giden bir uçakta yazıyorum. Galatasaray maçına gidiyorum. Siz bu yazıyı okurken de Atina’ya doğru uçuyor olacağım, Fenerbahçe maçına...
Diyeceksiniz ki, "Bunlardan bize ne, çoluk çocuğunun rızkını maç yollarında yiyeceksen senin sorunun, bize bunları niye anlatıyorsun?"
Nedenini yazayım. Kimseye nispet yapıyor gibi görünmek istemem ama biliyor musunuz ki bu yolculuğu mesela Dinç Bilgin yapamıyor. Parası olmadığı için değil, bankasının içini boşalttığı için ona bir tür sokağa çıkma yasağı kondu. Mehmet Emin Bey de öyle... Erol Bey ve bir sürü küçük televizyonun sahibi olan başka batık banka patronları da...
Ne ilginç ülke değil mi? Gazete - TV patronlarının neredeyse dörtte üçünün yurtdışına çıkmaları yasak. Benden daha çok paraları var ama bir maça bile gidemiyorlar. Bunun Woody Allenvari bir film senaryosu olabileceğini düşünüyorum.
Neyse konumuz bu değil. Doğan Medya Grubu’nun beş ortağından biri olduğu konsorsiyumun, Başbakanlık Düzenleme Denetleme Kurulu (BDDK) ya verdiği teklifle ilgili yazmak istiyorum. Sabah ve atv’nin satışıyla ilgili teklif...

Dinç Bilgin söz verdi, ödemedi
Bugüne kadar yazmadım, çünkü hatırlayacaksınız benim de BDDK’ya önerilmiş bir kişisel teklifim vardı ve konsorsiyumla bu konuda rakiptim. Gazetedeki köşemi bir rekabete alet etmek istemediğim için bu konuyu hiç yazmamayı tercih etmiştim.
Artık yazabilirim, çünkü BDDK konsorsiyumun teklifini yetkisizlik gerekçesiyle reddetti. Lütfedip bana bir yanıt vermediler; olsun, onlara yine de gücenmiyorum, ama ben de dolaylı olarak yanıtımı aldığımı kabul ediyorum.
BDDK’yla Dinç Bilgin arasında Etibank’tan çalınan 400 milyon dolar ile öteki fon ve devlet bankalarına olan 700 milyon dolarlık kredi borcunun geri ödenmesi için bir ödeme planı yapıldı. Dinç Bilgin bu plana uyacağına söz verdi.
Ama Dinç Bilgin bu ödeme planına uymadı. BDDK’nın yaptığı ihtarları da duymazdan geldi. Bu hukuken BDDK’nın eline "Amme Alacaklarının Tahsili Hakkındaki Kanunu" uygulama olanağı veriyordu. Yani Bilgin’in mal varlığının "zoralımı" ve piyasada satılarak borcunun tahsili... Ceza davası elbette bundan bağımsız olarak ilerliyor ve onunla ilgilenmek BDDK’nın işi değil.
BDDK’nın Sabah ve atv için alınmış haciz kararları var. Bu karar uygulanmıyor, çünkü İdare Mahkemesi "yürütmeyi durdurma" kararı verdi. Bu kararı verirken hangi gerekçeyle hareket ettiler bilmiyorum ama ülkemizin yargıçlarının elbette bir bildikleri vardır diye düşünüyorum. Herhalde Dinç Bilgin’in öyle bir borcunun olmadığına ilişkin ciddi kanıtlar sunulmuş olmalı.

Hacizli mallar ‘buharlaştı’
Bu yürütme durdurma kararı nedeniyle haciz işlemi uygulanmıyor. Yani mallar haczedilip satılarak paraya çevrilemiyor.
Ancak BDDK bu kararın arkasına saklanıp, yetki bende değil derken bir önemli görevini ihmal ediyor. O da iki günlük avukatların bile bileceği "muhafaza tedbiri"...
Yani hacizli malların satışının üzerindeki yürütmeyi durdurma kararı kalktığında geride "satılabilir" bir mal kalmasını garanti altına alacak önlemler dizisi...
BDDK bu tedbiri almadığı için şu anda "hacizli" malların hepsi başka şahısların eline geçmiş bulunuyor. Elbette gayrimenkullerin bu tür işlemle kaçırılması mümkün değil. Ama bu olayda esas değer taşıyan şey gazetenin isim ve televizyonun lisans hakkı.

Ve ‘yürütme’ durdurulamadı
Bakın BDDK seyrederken neler oldu: Sabah gazetesinin "yayımlayan ve marka lisans" sahibi Merkez Yayıncılık adına Turgay Ciner oluverdi. Borçlar Sabah Gazetecilik AŞ’de kaldı, Sabah gazetesi çöpsüz üzüm tanesi olarak Ciner’e verildi.
Aynı senaryo atv’de oynandı. Merkez atv Şirketi, atv televizyonunun lisans hakkını aldı.
Grubun diğer yayınları da aynı şekilde el değiştiriverdi.
Geriye ne kaldı? Üzerinde haciz olan ama borcundan başka bir şeye sahip olmayan şirketler ve borcu karşılamayacak üç beş değersiz gayrimenkul.
İdare Mahkemesi’nin "yürütmeyi durdurma" kararı devletin icra kararının uygulanmasını durdurdu ama argodaki anlamıyla "yürütmeyi durduramadı."
Bazı kişiler bu yazdıklarımı bir medya kavgası olarak niteleyebilirler. Bence bir sakıncası yok. Evet bu bir medya kavgası. Medyanın soygunculardan arındırılmış bir ortama kavuşturulması kavgası. Medya sahiplerinin dürüst, güvenilir, yurtdışına çıkışlarında sakınca olmayan kişilerin eline geçmesi kavgası.