Genç nüfusumuz 'işlenmesi gereken' bir maden

Genç nüfusumuz 'işlenmesi gereken' bir maden



Birçok kişi için Türkiye'nin artan, genç, kalabalık ve işe aç nüfus yapısı AB üyeliği önündeki en önemli engellerden biri...
Başbakan Erdoğan'ın, Almanya'da "serbest dolaşımdan bir süreliğine vazgeçebiliriz" açıklamasını yapma gereğini duyması da, büyük ölçüde Avrupa'daki bu korku ile ilgili...
Ben ise tam tersini düşünüyorum.
Türkiye'nin genç ve artan nüfusu, yakın bir gelecekte Avrupa'nın gerçekten önemli bir ihtiyacını karşılayacak. Ve bu özelliği nedeniyle de AB önünde bir engel oluşturmuyor, tam tersine belirli bir vade içinde iyi kullanılabilecek bir avantaj da yaratıyor.

Nüfus azalıyor
Birleşmiş Milletler nüfus istatistikleri gösteriyor ki önümüzdeki 50 yılda Avrupa'nın nüfusu 90 milyon kişi azalacak. Bu rakam, İkinci Dünya Savaşı'nda ölenlerin tam 1.5 misli...
İkinci Dünya Savaşı sonrasında büyüyen ekonominin, azalan nüfus nedeniyle duyduğu işgücü ihtiyacının 1960'lardan başlayarak Türkiye gibi ülkelerden karşılandığını hatırlayalım...
BM Nüfus Dairesi'nin açıklamalarına göre Avrupa'nın nüfusu beş yıldır düzenli olarak azalıyor.
Değişen yaşam ve aile anlayışı, eğitimli kadınların kariyer endişeleri gibi nedenler, birçok Avrupa ülkesinde doğurganlığın nüfusun yenilenmesi için gereken 2.1 çocuğun altına düşmesi sonucunu yarattı.

İtalya'da bile...
Geçmişte doğurganlığı ile tanınan İtalya'da bile nüfus, 1977 yılından beri azalıyor. 2050 yılında İtalya'nın bugünkü nüfusunun dörtte birini kaybedeceği hesaplanıyor.
Avrupa'da 2000 ile 2050 yılları arasında nüfus artışı beklenen ülkeler İngiltere, Fransa, Hollanda, Norveç ve Türkiye ile sınırlı. Bu süre içinde Macaristan ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra kurulan yeni devletlerde nüfus beşte bir oranında azalacak. AB'nin son genişleme dalgasında içine aldığı ülkelerde de nüfusun yüzde 20 ile yüzde 10 arasında azalacağı hesaplanıyor. İspanya, Portekiz, Almanya, Avusturya, Danimarka, İsveç, Finlandiya ve Yunanistan'ın da nüfusunun yüzde 10'un altında azalması bekleniyor.

Çöküşten önce...
Sorun sadece nüfusun azalması ve işgücü açığının büyümesiyle de ilgili değil.
Böyle giderse bütün Avrupa'da sosyal güvenlik sistemlerinin çöküşüne de tanık olacağız.
Avrupalılar vergilerini ve sigorta primlerini ödeyecek ve iş gücünü yaratacak çocuklara sahip olmadıkları taktirde emekli maaşları ödenemeyecek, emeklilik yaşının yükseltilmesi ve vergilerin arttırılması gibi "acı reçeteler"in uygulanması söz konusu olacak.
Bugünün Avrupası'ndaki demokrasi ve sendikal hakların ulaştığı boyut, bu acı reçetenin kolaylıkla uygulanabilmesinin önündeki en önemli engel...

Yapılandırma şart
Bu tablonun Türkiye'nin lehine sonuçlar doğurabilmesi ise elbette öncelikle genç nüfusunu, günün gereklerine yanıt verecek şekilde eğitebilmesiyle mümkün.
YÖK Yasası'nı iyi tartışmamız sadece üniversitelerdeki idari sorunlar nedeniyle değil, en başta kaliteli insan gücü yetiştirmeye yönelik bir ortam yaratmak için de gerekiyor.
Salt üniversite eğitimini değil, lise ve mesleki eğitim düzenimizi de yeniden yapılandırmak zorundayız.