Genel Başkanın iki dudağı..

Ama Türkiyenin sokaklarında dolaşır, dost toplantılarında konuşulanlara kulak verirseniz sanki kimsenin seçimden haberi de yok gibi.Oysa yaklaşan seçim, neresinden bakarsanız bakın "dev" diye nitelenmeyi de hak ediyor..Yüksek Seçim Kurulu kesin rakamları henüz açıklamadı ama geçen yerel seçimden yola çıkılarak yapılan hesaba göre 3 bin 215 belediye başkanı, 3 bin 126 il genel meclisi üyesi, 33 bin 923 belediye meclisi üyesi, 50 bin 693 köy muhtarı, 200 bin ihtiyar heyeti üyesi seçeceğiz..Seçilecek kişileri bir araya toplamak mümkün olsa aileleriyle birlikte neredeyse iki milyon nüfuslu yeni bir kent oluşturmak mümkün..Böyle durumlarda, yani ülkenin bir seçim havasına sokulamamış olmasında gözlerin ilk kez çevrileceği ve parmakların "suçlu ayağa kalk" diye yöneleceği yer medya..Medya "şöyle yapsaydı, böyle olmazdı" diye.. Farkında mısınız bilmiyorum ama yerel seçimlere şunun şurasında üç aydan az bir zaman kaldı.. Bugün üşenmedim saydım, tam 78 gün sonra sandık başında olacağız.. Bu eleştiriye katılamıyorum. Medyanın işi toplumda olan biteni yansıtmaktır, toplumu bir olay ya da görüş çerçevesinde gaza getirmek değil..Böyle büyük bir seçimin toplumda gerektiği kadar bir heyecan yaratamamış olmasını ben iki şeye bağlıyorum: Birincisi seçimin galibi neredeyse şimdiden belli gibi, ikincisi ise seçime katılacak büyük partilere hâkim olan "demokrasi anlayışı"..Başta AKP ve CHP olmak üzere, ANAP, DYP, DSP, MHP, SP gibi partiler adaylarını büyük ölçüde "merkez yoklaması" ile belirleyecekler. Yerel örgütlerin söz söyleme ve tercih belirtme hakları bir demokraside kolayca eşine rastlanmayacak bir şekilde en iyi ihtimalle "anketler" aracılığıyla kullanılacak. Çoğu bölgede buna bile gerek duyulmayacak..Adaylar kendilerini Genel Başkana ya da Parti Meclisine beğendirmeye çalışacaklar, parti teşkilatına ya da üyelerine değil..Bu yüzden de "kampanya"nın kapalı kapılar arkasında ve büyük ölçüde Ankaradaki parti merkezlerinde yürütülmesi gerekiyor.Buna da elbette "seçim kampanyası denilemiyor, olsa olsa "kulis faaliyeti" diyebiliriz.. Kulis yap yeter AKP kendisini seçimin peşin galibi olarak gördüğü için buna gerek duymuyor olabilir.. Oysa ana muhalefet partisi konumundaki CHP için bu halkı harekete geçirmek açısından bulunmaz bir fırsattı..Seçim çevrelerindeki adayların belirlenmesi için girişilecek büyük ve demokratik bir yarış kamuoyunun dikkatini bu partiye çevirebilirdi. Bu partide ortaya çıkacak hareketlilik toplumu etkileyebilir, partinin görüş ve sözlerinin halka ulaşmasında önemli bir rol oynayabilirdi..Ama CHP de bir süredir "küçük olsun, benim olsun"dan mustarip olduğu için bu önemsenmedi..Aynı şey öteki muhalefet partileri için de geçerli.. TBMM dışında kalmış olmaktan kaynaklanan dezavantajlarını gürültülü önseçim kampanyaları ile aşabilirler, halkın dikkatinin partilerine yönelmesini sağlayabilirlerdi..Bu yol tercih edilmedi. Çünkü "demokrasimizin vazgeçilmez unsuru" olarak kabul edilen partilerimiz ne yazık ki "demokratik" kuruluşlar değil..Parti teşkilatının yerini genel başkanın iki dudağı alınca, sonuç da böyle oluyor tabii. mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr CHP hata yaptı