Hani devlet küçülüyordu?

Hani devlet küçülüyordu?


"Devleti küçültmek" sözünü ilk kez Turgut Özal’dan duymuştum. Daha sonra kurulan hükümetlerin neredeyse tümünün programında da bu kavram yer alıyordu.
"Devleti küçültmek" kavramı, hiç kuşku yok ki "son bağımsız Türk devletini" diğer devletler âleminde ufaltıp yok etmek anlamına gelmiyor.
Bu kavram bireysel özgürlüklerin genişletilmesini ifade ettiği kadar, devletin toplumda üstlendiği ve temel görev alanını etkilemeyen alanlardan çekilmesi, bu tür görevleri yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarına ya da özelleştirmeler yoluyla özel kişi ve kuruluşlara devretmesi anlamına geliyor.
Abdullah Gül başbakanlığında kurulan son hükümetimizin programında da böyle bir amaç var. Günümüzün modern devletleri gibi Türkiye’nin de bu ilkeye uygun olarak yönetilmesi gerekliliği ifade ediliyor.

Avrupa Birliği’nde yok
Şimdi bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. İlk bakışta önemsiz gibi görünen ama devletin belirli bir birimindeki bürokratların bildiklerini okumakta devam edeceklerini gösteren kendisi küçük, sonuçları büyük olacak bir örnek...
Hükümetin güvenoyu almasının üzerinden bir ay bile geçmeden bir kanun tasarısı hazırlandı ve TBMM’ye gönderildi. Bakanlar Kurulu’nun tasarısı Trafik Kanunu’ndaki bir maddenin bir fıkrasını değiştiriyor.
Tasarı kanunlaştığı takdirde motorlu araçların devir ve satış işlemleri noterliklerin yanı sıra Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki trafik şubeleri ya da büroları aracılığıyla yapılacak.
"Avrupa Birliği’ne uyum" gibi popüler ve son yıllarda söylendi mi akan suları durduran bir gerekçe de ihmal edilmemiş.
İhmal edilen tek şey, Avrupa Birliği ülkelerinden hiçbirinde böyle bir uygulamanın geçerli olmaması...

Pek çok yeni memur
Şu andaki uygulamada devir işlemleri noterler tarafından yapılıyor ve işlem, trafik büroları tarafından tescil ediliyor. Bu tescil işleminin trafik büroları civarında konuşlanmış "komisyoncular" aracılığıyla yapıldığı ise herkesin malumu...
AB ülkelerinde trafik polisinin işi trafiği yönetmek, düzenlemek ve trafik kazalarına müdahale etmektir. Şimdi trafik polisine bir de "araç devir ve satış işlemlerini" yapmak yükleniyor. Bir kaza raporu tutturmak için bile saatlerce beklenilen bir ülkede bu iş nasıl yapılacak?
Yanıtı çok kolay: Devlet işe yeni memurlar alacak...

Tazminat da devletten!
Şu anda Türkiye’de 1430 noterde 13 bin kişi çalışıyor. Türkiye’deki Trafik Şubesi sayısı ise 268. Demek ki en az bin tane daha trafik şubesi kurulacak, en az 10 bin kişiye daha maaş ödenecek. Yeni atanacak şube müdürlerinin makam otoları, sekreterleri, odacıları, ofis binası kiraları ise cabası...
Ayrıca sahte belgeler ile yapılacak devir işlemlerinden doğacak tazminatlar da bu durumda devlet tarafından ödenecek. Şu andaki uygulamada noterler bu tür sahtekârlıklardan şahsen sorumlular ve doğan tazminat haklarını karşılamakla yükümlüler...
Hani devlet küçülüyordu?

Bu heves niye?
Benim ilgimi çeken bir şey de şu: Bu tasarı her dönemde TBMM’ye en az bir kere getiriliyor... İçişleri Bakanlığı bürokrasisi, bu işi yapmaya neden bu kadar hevesli dersiniz?
Trafik polisi başka medeni ülkelerde olduğu gibi bu ülkede de işini yapmalı... Sadece kendi işini... Trafiği düzenlemeli, denetlemeli, kazaları azaltacak önlemleri geliştirmeli...
İki kişi arasındaki satış ve devir işleminde trafik polisi neden müdahil oluyor? Bunun vatandaşa daha hızlı hizmet amacıyla yapıldığını iddia edenler, önce tescil işlemleri sırasındaki beklemeleri ve aracı - komisyoncuları kaldırsalar daha iyi olmaz mı? Hatta devletin küçültülmesi için bir adım daha atıp tescil işlemini de AB ülkelerinde olduğu gibi "noter benzeri" özel kuruluşlara devretmek daha akılcı olmaz mı?