Haydi kadınlar hapishaneye!

Neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir "durum"u bir yasa değişikliği ile halledivermek ne kadar kolay, görüyorsunuz.Çocukluğumuzdan beri dinlediğimiz masallar hep "mutlu sonla" biter."Onlar ermiş muradına" diye başlayan tekerleme bize mutlu sonu haber verir: Masalın kadın ve erkek kahramanları evlenmişlerdir..Masal orada bittiği için gerisini düşünmeyiz.Sinderella ile evlenen prens, on yedi yıl sonra bir başkasına âşık olmuş olamaz mı?Pamuk Prenses, kendisini ormandan kurtaran prensle evlendikten bir süre sonra aslında cücelerden birine âşık olduğunu fark etmiş olamaz mı?Masallarda bunlar olmaz. Çünkü onlar adı üzerinde masaldır! Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk Ceza Kanununda "zina"yı bir "suç" olarak tanımlamalarının gerekçesini şöyle açıklıyor: Aldatmalara engel olacağız! Birbirleriyle şu ya da bu nedenle evlenmiş kadın ya da erkeklerin yaşamlarının masallardaki gibi gelişmediğini herkes biliyor.Birbirlerini bulduktan sonra çok mutlu olanlar ve ömür boyu bu mutlulukla yaşayanlar olabileceği gibi, "Yanlış yaptım" diye düşünenler de olacaktır.Ve bunların sayılarının hiç de az olmadığını boşanma istatistikleri bize açıkça gösteriyor."Evlilik kurumunu korumak" adına yola çıkarken düşünülmesi gereken tek şey çiftleri "hapse girersin" diye korkutmak olmamalı herhalde..Unutmamak gerekiyor ki "Her birey tek ve eşsizdir"..Kişilik özelliklerine göre, ait oldukları toplumsal sınıflara göre, ekonomik güçlerine göre insanları gruplayabiliriz. Ama her bir grup içindeki her bireyin de "tek ve eşsiz" olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerekiyor.Ve her bireyin doğal olarak evlilik kurumundan ve kendisine eş olarak seçtiği kişiden beklentileri farklı olabiliyor, zaman içinde yanlış bir seçim yaptığını düşünebiliyor ve yaşamını başka kişilerle birlikte sürdürmek isteyebiliyor.Birlikte yaşamlarında mutsuz olan çiftleri ceza yaptırımıyla korkutup bir arada tutmaya devam etmenin nasıl bir "aile kurumunu koruma eylemi" olduğunu da doğrusunu isterseniz ben anlayamıyorum. Herkes tek ve eşsizdir Bizim toplumumuzda "aldatan" erkek, "aldatılan" kadın ise genel eğilim bunun görmezden gelinmesi sonucunu doğuruyor.Kadınlar bir yandan toplumsal baskı, öte yandan ekonomik güçsüzlükleri nedeniyle göz yummaya teşvik ediliyorlar.Buna karşılık erkek, "aldatan" kadını daha kolay cezalandırabiliyor. Öldürürse aldatılmış olması "hafifletici neden" sayılıp daha az ceza alabiliyor. Yeni bir yaşam kurmasını sağlayacak olanaklara kadınlara göre daha çok sahip olduğu için, eşini boşayıp kendisine yeni bir yaşam kurabiliyor.Böyle bir ülkede "zina"yı hapis cezasını da gerektiren bir suç olarak tanımlarsanız nelerin olacağı açık: Erkekler bildiklerini okumaya devam edecekler, zina yüzünden hapse girenlerin çoğunluğu da kadınlar olacak..Şu iğrenç demagojiye artık son vermek gerekiyor: Zinanın serbest olmasını isteyenler, zina yapanlardır!Hayır, zina serbest bırakılsın diyen yok.Zina, Medeni Kanunumuzun da öngördüğü gibi bir boşanma nedeni olarak yasalarımızdaki varlığını korumaya devam edecek, etmeli.Ve bu konuda bir değişiklik yapılacaksa bu aldatılmaya karşı elinden bir şey gelmeyen kadınları korumaya yönelik olmalı, cezalandırmaya yönelik değil..Zina nedeniyle boşanma halinde malvarlıklarının eşit olarak paylaşılması, aldatılan eşe yüklü bir tazminat ödenmesi gibi çok daha gerçekçi ve mağduru koruyacak bir düzenlemeden söz ediyorum.Geri kalmış bazı üçüncü dünya ülkelerine özenenler bir de bunu düşünmeliler."Düşünmelerini" istemem, acaba çok hayalci bir talep mi? mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Bu demagoji bitsin artık