Hükümet, Öcalan konusunda şimdiden önlem almalı

Dışişleri Bakanlığı'nın çıkabilecek kararla ilgili olası senaryoları hükümete bir yazı ile ilettiği haberi, dünkü Radikal'de yayımlandı.Dışişleri'nin yazısında, AİHM Büyük Dairesi'nin, Türkiye'den "adil yargılama hakkı istenmesi" kararı verebileceği öngörülüyor ki bu zaten bir sürpriz sayılmamalı.Öcalan'ın yargılanması sırasında bu konu zaten çok yazılıp çizilmişti.AİHM kararlarına uyulmamasının ne gibi yaptırımlar doğurabileceği ve bunun Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki müzakere sürecine olası etkileri de biliniyor.AİHM'nin kararına uyulmadığı takdirde, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan Avrupa kamuoyunda zor duruma düşebileceği de aynı şekilde bir sır değil.Hükümetin de bunun farkında olduğunu biliyoruz.Sorun, Öcalan'ın yeniden yargılanması sürecinin Türkiye'nin iç politikasında ne gibi etkiler yaratacağı ile ilgili.. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Abdullah Öcalan'ın başvurusu ile ilgili kararı 12 Mayıs günü açıklanacak. Bazı çevrelerin bunu hükümete muhalefet için bir fırsat olarak göreceklerini biliyoruz.Öte yandan yargılamanın yeniden yapılması süreci, Türkiye'de AB karşıtı çevreler için de önemli bir muhalefet fırsatı olarak görülecektir.Hükümetin, AB ile üyelik müzakerelerinin başlama aşamasında bu tür bir sorunla karşılaşmış olması elbette bir talihsizlik ama öngörülemeyen bir şey de değil.. Saldırı fırsatı Burada üzerinde durmamız gereken soru şu: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin vereceği karar bir "iç" sorun mudur, yoksa "egemenlik haklarımıza yönelik bir saldırı" mı?Bilinen çevrelerin bunu "egemenlik haklarımıza bir müdahale" olarak görmek ve göstermek isteyecekleri açık.Bu iddianın Türkiye'nin AB üyeliğini engellemek için yapılacak bir demagojiden ibaret olduğunu sağduyu sahibi herkes görmek zorunda.Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 90. maddesinde şöyle diyor: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası anlaşma hükümleri dikkate alınır."Öte yandan şöyle bir "yasal" gerçeğimiz de var: 1 Haziran'da yürürlüğe girecek Ceza Muhakemeleri Kanunu ve şu anda yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun ilgili maddeleri, Abdullah Öcalan'ın "yeniden yargılanma hakkından yararlanmasına" engel teşkil ediyor. İç sorun mu, yoksa.. Eğer, Türk yargısı Anayasa hükmünü dikkate alırsa bir sorun yok, yargılama yeniden yapılacak.Ancak eğer yargı CMK ve CMUK hükümlerini dikkate alır ve yargılamanın yenilenmesi istemini kabul etmezse geriye TBMM'nin yeni bir yasa çıkarmasından başka bir seçenek kalmayacak.Siyasi gerilimin tam da bu noktada doğacağını düşünüyorum.Her ne kadar AB üyeliğinden yana olduğunu açıklasa da, CHP'nin genel tutumunun bu konuda hükümeti siyasal olarak sıkıştırmaya yönelik olacağını tahmin etmek zor değil.Ve böyle bir siyasi gerilimin Türkiye'nin başına ne tür işler açabileceği de kimse için bir sır değil. Siyasi gerilim noktası Şunu görmek gerek: Abdullah Öcalan'ın yargılanması sırasında yapılan uyarılar dikkate alınmış olsaydı böyle bir sorunla asla karşılaşmayacaktık..Ve ortadaki bunca delilden sonra yeniden yapılacak yargılamanın Abdullah Öcalan'ın beraati ile sonuçlanmayacağı da kesin..Dünyanın hiçbir yerindeki hiçbir mahkeme, ortada bu kadar kanıt varken Öcalan'ı beraat ettiremez.Ortada böyle bir tehlike yokken, bu olayı Türkiye'nin AB üyeliğini engellemek için kullanacakların ekmeğine yağ sürmemek için hükümet gereken yasal düzenlemeleri şimdiden yapmalıdır. mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Kimse beraat ettirmez