İşkencede cömert cezasında cimri

İşkencede cömert cezasında cimri


     Zaman zaman AB yetkililerinin demeçlerini yayımlıyoruz gazetede. Sizler de okuyorsunuzdur. Genellikle hükümetin Avrupa Birliği’ne üyelik konusundaki samimiyetinden, Türkiye’nin Avrupa’nın bir parçası olduğundan söz eden, ümit veren demeçler..
     Zaman zaman Başbakan’ın, Dışişleri Bakanı’nın, Adalet Bakanı’nın, İçişleri Bakanı’nın da bu konudaki demeçlerini okuyorsunuz. Hükümetin kararlılığından, demokrasinin ve insan haklarının geliştirilip korunacağından söz eden demeçleri..
     Bazen de "görmeyi dahi istemediğiniz" haberlerle karşılaşıyorsunuz.
     İşkence haberleri gibi..
     
     Söz başka, eylem başka..
     Hükümet bu derece kararlı görünürken, Emniyet teşkilatının bütün üst yöneticileri işkenceye karşı olduklarını, bu yola başvuranların şiddetle cezalandırılacaklarını söylerken ortaya çıkıveren işkence haberlerini..
     "Yine eskisi gibi olmaya devam edecek" diye bir karamsarlık kaplıyor içinizi.
     Nasıl olup da bunca kararlılığa rağmen, işkencenin önüne geçilemediğini bir türlü anlayamıyorsunuz.
     
     Mürekkebi kurumadan
     Geçenlerde bir haber vardı yine.. "Yeni bulunan bir işkence yöntemini" anlatan.. Gazetenizi benim gibi sabah kahvaltısında okuyorsanız özürlerimi de kabul ederek okuyun lütfen.. "Sanığın ağzına tükürerek ve onu yutmaya zorlayarak" yapılan bir işkence yöntemi.. Pislik yedirmenin yeni bir versiyonu..
     Bu haber yayımlandığında bu konuda çok samimi olduğuna hiç kuşkum olmayan Adalet Bakanı’nın bir demecinin daha mürekkebi kurumamıştı.
     Şöyle diyordu Cemil Çiçek: "Hukuku özgürlüklerin emrine vermeliyiz. Türkiye çok şükür Manisa Davası ayıbından kurtuldu. Şu andan itibaren herkes bilmeli ki, insanlık suçu olarak kabul ettiğimiz işkence konusunda birine bir şey yapacak olanlar dokuz defa düşünmelidir."
     
     Fiziki zorlama yok ama...
     Ve şimdi de Milliyet’in bugünkü manşetinde yer alan "işkence" haberi..
     Bu manşeti atarken hiç tereddüt etmedik. Evet, ortada bir fiziki zorlama yoktu, kimse dövülmemiş, kimse insanlık dışı muamelelerle karşılaşmamıştı.
     Ama yine de bu olaya "işkence" demekte bir sakınca görmedik.
     Küçücük çocukları, okul müdürünün odasında toplamak, müdürü dışarı çıkardıktan sonra onlara "F tipinde hiç yattın mı? Nasıl bir yer biliyor musun?" gibi sorular sormak işkence değil de neydi?
     
     Suç yok mu?!
     Ortada bir suç varsa yapılması gereken belliydi: Soruşturmayı tamamlayıp, dosyayı savcılığa göndermek. Sonrası yargının işiydi.
     Bu yapılmadığına göre ortada bir suç olmadığını bizzat olaya karışan görevliler de biliyor olmalıydı.
     Bu yapılmamış, küçücük çocuklar başlarına ne geleceğini bilmedikleri bir sorgu ortamında korkutulmuştu. Bu tablonun küçücük çocukların ruhlarında yaratacağı büyük sarsıntı hesaba katılmamış, üstelik okul yönetimi de suç ortaklığına zorlanmıştı.
     Bunun adı dünyanın bütün medeni ülkelerinde işkencedir.
     İşkence gibi soruşturulmalı ve işkence gibi de cezalandırılmalıdır.
     Bu yapılmadığı takdirde bir daha kimse "işkence yapmadan önce dokuz defa düşünmek" ihtiyacını hissetmez.