Kahirede bir kadın, erkekler tuvaletine gitti

Bir lokantada bir kadın erkekler tuvaletine doğru yürüyor. Kadının yanlış yöne gittiğini fark eden garsonlar, kadınlar tuvaletinin yerini göstermek istiyorlar. Kadın, "Ne o, yoksa Usame bin Ladin tuvalette mi?" diye soruyor. "Hayır" diye yanıtlıyor garson. "Öyleyse buraya girebilirim" diyor kadın, "Çünkü Arap ve Müslüman dünyasında artık ondan başka erkek kalmadı ki..." Gilles Kepel, "Bir Şark Savaşı Güncesi" isimli kitabında Kahirede 11 Eylülden sonra çok sık anlatılan bir fıkradan söz ediyor. Tek adam: Ladin Birçok şeyin açıkça konuşulamadığı, yazılamadığı, resmi ideolojilerin buna izin vermediği durumlarda fıkralar bir tür toplumsal muhalefet görevini de üstleniyorlar.Kepel bu fıkrayı 16 Ekim 2001 tarihinde Kahirede bir üniversitede dinlediğini anlatıyor. Söylediğine göre Kahirede bulunduğu süre içinde bu fıkrayla bir çok kez karşılaşmış.Usame bin Ladinin, ezilmiş ve geri kalmışlığından bütün Batıyı sorumlu tutan Arap ve Müslüman dünyası için ne anlam ifade ettiğini gösteren bir fıkra bu.11 Eylül saldırısının amacına ulaştığını da gösteren bir örnek aynı zamanda.. Kendi ülkemizden de biliyoruz, bir toplumsal ya da siyasal durumu fıkra ile anlatmak Ortadoğulu olmanın sonuçlarından biri sanki... Ezilmişliğin gücüyle... Öte yandan bu fıkra bize tipik bir "Ortadoğululuk" durumu ile karşı karşıya kaldığımızı da gösteriyor..Başına gelen her felaketten başkasını sorumlu tutmak, başarısızlıklar karşısında kendi rolünü küçümsemek diye özetlenebilecek bir Doğulu davranış kalıbı...Bütün Arap dünyasının kendisini böyle hissetmesinde elbette Amerika Birleşik Devletlerinin rolü de var.Sovyetler Birliğinin kesin bir yenilgisiyle sonuçlanan soğuk savaşın ardından Amerikanın takındığı "istediği her şeyi yapan kovboy tavrı"nın, ezilen Arap dünyasında böyle bir sonuç doğurmuş olması kimse için sürpriz olmamalı.Milliyet yazarı Osman Ulagayın bu hafta içinde yayımlanan "Hedefteki Amerika - 11 Eylül Şoku" isimli kitabı, Amerikanın bu tavrından kaynaklanan nedenleri tekrar düşünmek isteyenler için iyi bir referans noktası.. Amaçlardan birisi "Amerika gibi bir devi kendi evinde vurmak"sa, öteki de Amerikanın gücü karşısında sindiği varsayılan çok büyük bir kitleye gerektiğinde neleri başarabileceklerini göstermekti... Hırsızın hiç mi suçu yok? Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının 30 Arap aydını ile planlayıp yürüttüğü bir araştırma Arap dünyasının bugün içinde bulunduğu durumun nedenlerini şöyle özetliyor: Özgürlüklerin kısıtlı olması, eğitimsizlik ve kadın haklarının geriliği...Bütün Arap dünyasına hâkim olan müstebit yönetimler, dini gerekçelerin arkasına saklanmış kadın düşmanlığı ve bütün bu düzeni korumak için çok büyük bir kitlenin bilerek eğitimsiz bırakılması, bugünkü ezilmişlik duygusunun maddi temellerini yaratıyor. Ama bütün bu olanlardan ve varılan noktadan sonra Nasrettin Hocanın "Hırsızın hiç mi suçu yok?" sorusunu hatırlamadan da edemiyorum. Ne de olsa ben de Ortadoğuluyum ve fıkralar bazı gerçekleri daha kolay anlatmamızı sağlıyor. Düzen değişmedikçe... Araplar demokratik sistemin bir parçası olamadıkları, eğitilmedikleri sürece daha çok kadın, Kahirede erkekler tuvaletine gidecek, korkarım... mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Daha önce yazmıştım bir daha tekrarlayayım: Son bin yılda (evet 1000 yılda), Arapçaya çevrilen kitapların sayısı İspanyada bir yılda İspanyolcaya çevrilen kitapların sayısından daha az... Şu anda yılda sadece 330 kitap Arapçaya çevrilip yayımlanıyor. Bir yılda Yunancaya çevrilen kitapların ancak beşte biri... Yunanistanın nüfusu tüm Arap dünyası nüfusunun 28de biri, bunu da belirteyim.

DİĞER YENİ YAZILAR