Kim kurtaracak bu Boğazlar'ı?

Kim kurtaracak bu Boğazlar'ı?



İran'da geçtiğimiz günlerde meydana gelen bir tren kazası, İstanbul'u bekleyen tek tehlikenin deprem olmadığını ortaya koyuyor.
Hatırlayacaksınız, İran'da kükürt, gübre, benzin ve pamuk taşıyan iki trenin çarpışmaları 25 kilometrelik bir alandaki beş köyü haritadan sildi. Meydana gelen patlamanın yarattığı sarsıntı 70 kilometre uzaklıktaki yerleşim birimlerinde bile hissedildi. 300'den fazla insan öldü, 500'e yakın insan yaralandı.
Önay Yılmaz'ın dünkü Milliyet'te yayımlanan haberi bu kazanın bir benzerinin Boğazlar'da meydana gelmesinin yaratabileceği dehşeti anlatıyordu.
Aslında İstanbul'da "benzeri" bir kazanın meydana gelme olasılığı çok düşük. Çünkü İran'daki trenlerde patlayıcı kimyasalların ve benzinin toplamı 25 tonu ancak buluyordu.
Oysa İstanbul ve Çanakkale Boğazları'ndan geçen tankerlerin yükü 5 bin tondan daha az olmayacak.
Bu rakamlar İstanbul'daki olası bir kazanın İran'dakinden kat kat daha yıkıcı bir etki yaratacağını açıklıkla ortaya koyuyor.

129 milyon ton tehlike
Boğazlar'dan her ay tehlikeli kimyasallar, patlayıcı ve yanıcı maddeler taşıyan en az 100 tanker geçiyor. Bu tür maddelerin taşıyacağı alternatif yollar geliştirilmediği takdirde 2015 yılında bu trafik en az iki kat artmış olacak.
Geçen yıl İstanbul Boğazı'ndan geçen tehlikeli yük 129 milyon ton oldu.
Geçen her on tankerden biri kimyasal madde taşıyor. Her on tankerden birinde de likit petrol gazı vardı.
Boğaz'dan her ay en az 15 tane 200 metrenin üzerindeki boyutlarda amonyak yüklü tanker geçiyor. 100 metrenin üzerinde LPG tankeri sayısı ise en az 50. 150 metrenin üzerinde kimyasal madde ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan tanker sayısı ise 25'i buluyor.
Son terör saldırılarında binaları yerle bir edenden on binlerce ton daha fazlası, bir seferde Boğaz'dan geçip gidiyor.
Uluslararası anlaşmalar Türkiye'nin Boğazlar'daki trafik üzerine koyabileceği önlemleri kısıtlıyor.
İstanbul Boğazı'nın güvenli geçişi için kurulan radar sistemi faaliyete geçti ama bunun da giderek artan trafik karşısında yetersiz kalma olasılığı hiç de küçümsenemez..
Boğaz'da daha geçen hafta üç tane gemi sadece olumsuz hava koşulları nedeniyle battı. Batan gemilerin küçük yük gemileri olması bir şeyi değiştirmiyor. Bunlar daha büyük ölçekte patlayıcı ve yanıcı maddeler ile tehlikeli kimyasallar taşıyan tekneler de olabilirdi.

Biz uyardık, sıra halkta
Devletin bu konuda uluslararası alanda daha ileri adımlar atabilmesi ancak Türkiye'deki sivil inisiyatiflerin gelişmesiyle mümkün olabilir.
Ne yazık ki İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın iki kıyısında yaşayanların ezici çoğunluğu bu tehlikenin farkında bile değil.
Dün birçok televizyon Milliyet'in haberini bültenlerine taşıdı. Böyle bir haberde Milliyet'in kaynak olarak gösterilmemiş olmasını önemsemiyoruz. Bizim gazetecilik sorumluluğumuz kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmeyi gerektiriyordu ve bunu da başardık.
Şimdi görev, bugüne kadar böylesine bir tehklikeyle iç içe yaşadığını fark etmeyen topluma düşüyor.
Örgütlenmeli ve kendi kentlerimize, kendi Boğazlarımıza sahip çıkmalıyız. İstanbul ve Çanakkale halkının bu soruna sahip çıkması, Boğazlar'da devletin alacağı güvenlik önlemlerinin daha etkin olarak uygulanmasını sağlayacak önemli bir itici güç olacaktır.